Gay Sex Hikayeleri
Alsancak’ta Her Salı Patlayan Bisiklet Lastiği
Her salı aynı tamirhaneye patlak bir lastikle gelen bir banka denetçisi. Yedinci haftada tamirci, duvara asılı yedi iç lastiği gösterir.
Emre her pazartesi gecesi, mutfak masasında, bisikletinin arka iç lastiğini bir jiletle kendi eliyle kesiyordu. Otuz iki yaşındaydı, bir bankanın iç denetim biriminde çalışıyordu ve hayatında hiçbir hesabın açık kalmasına izin vermezdi; bir gün kendi gay aşk hikayesini anlatacak olsa, bunun Alsancak’ta yağ kokulu küçük bir tamirhanede, yedi patlak iç lastikle başladığını itiraf etmesi gerekecekti.
Tamirhanenin adı Kordon Pedal’dı ve sahibi Kaan otuz beş yaşındaydı. Eskiden milli takımda yol bisikleti yarışlarına katılmış, bir dizi sakatlıktan sonra bu dükkânı açmıştı. Kalın parmakları, sabırlı bir sesi ve tamir ederken mırıldandığı eski Türkçe şarkılar vardı. Emre onu ilk kez, gerçekten bir çivi yüzünden lastiği patladığında görmüştü; Kaan işini bitirince faturayı kesmemiş, “Bir dahakine,” demişti.
Bir dahaki, ertesi salıydı. Ve ondan sonraki salı.
Dükkânın iki kapı ötesinde, sararmış kitapların vitrinden taştığı küçük bir sahaf vardı: Kenar Notu. Sahibi Ozan Yıldız otuz yedi yaşındaydı; kalın çerçeveli gözlükleri, her şeyi gören ama hiçbir şeyi yüksek sesle söylemeyen bir yüzü vardı. Emre tamirden sonra her hafta oraya uğruyor, bir kitap karıştırıyor, kimseye bakmadan çıkıyordu.
Üçüncü salı Ozan, Emre’nin uzattığı Sait Faik’i paketlerken yağ lekeli parmaklarına baktı. “Her salı aynı saatte, aynı lekeyle geliyorsun,” dedi, sesinde hiçbir yargı olmadan. “Kordon’un çivileri sana pek düşkün.”
Emre kitabı aldı, teşekkür etti ve dışarı çıkarken kulaklarının yandığını hissetti. Demek fark eden tek kişi o değildi.
Duvarda neden yedi iç lastik asılıydı?
Her seferinde aynı ritüel tekrarlanıyordu. Emre bisikleti tezgâha dayıyor, Kaan iç lastiği çıkarıp bir su leğenine batırıyor, kabarcıkların çıktığı yeri bulup başını iki yana sallıyordu. Dükkân zincir yağı, kauçuk ve demlenmiş çay kokuyordu; tavandaki floresan hafifçe vızıldıyordu. Tamir on beş dakika sürüyordu ama Emre her hafta yarım saat kalıyordu.
Kaan ona yol bisikletlerinin vites oranlarını, Kordon’da imbata karşı nasıl pedal çevrileceğini, bir zamanlar Bolu Dağı’nda nasıl düştüğünü anlatıyor; Emre dinlerken gözünü onun ellerinden alamıyordu. O eller bir supabı söküp takarken bile acele etmiyordu.
“Sen hiç yarıştın mı?” diye sordu Kaan bir akşam.
“Sadece kendimle,” dedi Emre. “Genelde ben kazanıyorum. Ya da kaybediyorum. Hep aynı kişi olduğu için anlamak zor.”
Kaan güldü; derin, kısa bir gülüş. Emre o gülüşü bütün hafta kafasında taşıdı.
Yedinci haftada Emre her zamanki gibi bisikletini tezgâha dayadı, her zamanki gibi “Yine çivi,” dedi. Kaan cevap vermeden dükkânın arka duvarını işaret etti. Orada, bir çiviye asılı yedi iç lastik duruyordu; her birinde aynı yerde, aynı uzunlukta, kusursuz düzgünlükte bir kesik vardı.
“Çivi böyle kesmez,” dedi Kaan. “Cam da kesmez. Bu, her pazartesi gecesi biri tarafından titizlikle açılmış bir yara.”
Emre’nin yüzü yandı. Bir an bisikleti alıp kaçmayı, bir daha Kordon’dan geçmemeyi düşündü. Bütün hayatını, iş yerinde kimsenin bilmediği bu tarafını saklamak üzerine kurmuştu; ailesine, arkadaşlarına, kendine bile yarım yamalak bir hikâye anlatmıştı. Şimdi yağlı bir önlük giymiş bir adam, onun yedi haftalık sırrını duvara asmıştı.
“Özür dilerim,” diyebildi sonunda. “Saçma bir şeydi. Seni rahatsız ettiysem…”
Kaan tezgâhın etrafından dolaştı ve önünde durdu, ama ona dokunmadı. Aralarında bir karış kalmıştı; Emre onun tişörtüne sinmiş güneş ve makine yağı kokusunu duyabiliyordu. Kaan ağzını açtı ve Emre, söyleyeceği şeyin hayatını ikiye böleceğini hissetti.
Kapı açık kalırsa kim girecekti?
“Rahatsız olsaydım ilk haftadan söylerdim,” dedi Kaan. “Bir dahaki sefere lastiğini kesme. Sadece gel. Bu akşam, dükkân kapandıktan sonra, yukarıda yemek yapacağım. Gelmek istersen kapı açık. İstemezsen de lastiklerini saklamaya devam ederim.”
Emre bisikletini almadan dükkândan çıktı. Ayakları onu iki kapı öteye, Kenar Notu’na götürdü. Ozan tezgâhın arkasında bir kitabın sırtını yapıştırıyordu; tutkal ve eski kâğıt kokusu burnuna doldu.
“Lastikleri saymış,” dedi Emre, nefes nefese.
Ozan gözlüğünün üstünden baktı. “Kaan her şeyi sayar. On yıldır tanırım onu; bir vidayı bile kaybetmez.” Fırçayı bıraktı. “Sorun lastikler değil, değil mi?”
“Sorun, yukarı çıkarsam bir daha aşağı inemeyecek olmam.”
Ozan bir süre sustu. Sonra raftan ince bir şiir kitabı aldı, Emre’nin eline tutuşturdu. “Ben yirmi dört yaşımda bu dükkânı açtığımda herkes kapımın önünden hızlı geçerdi,” dedi. “Şimdi aynı insanlar buraya sığınmaya geliyor. Aşağı inmek zorunda değilsin, Emre. Bazen merdivenin başı, insanın asıl evidir.”
Emre kitabın kapağına baktı; bir Cavafis seçkisiydi. Teşekkür etti, dışarı çıktı ve Kordon Pedal’ın yan tarafındaki dar merdivenin dibinde durdu. Yukarıdan ızgara balık kokusu geliyordu. Kapı, söylendiği gibi, aralıktı.
Çatı katında hangi soru sorulacaktı?
Dükkânın üstündeki daire küçüktü; balkonundan Kordon’un ışıkları ve körfezin karşı kıyısı görünüyordu. Kaan ızgarada çipura pişirirken Emre roka doğruyor, ellerinin hâlâ titrediğini saklamaya çalışıyordu. Rüzgâr imbat ve limon kokuyordu.
“Neden kesiyordun?” diye sordu Kaan sonunda, gülmemeye çalışarak.
Emre çatalı bıraktı. “Çünkü başka bir bahane bulamadım. Bir erkeğe, sadece onu görmek için geldiğimi söylemeyi hiç öğrenmedim. Lastik kesmek daha kolaydı.”
Kaan bu kez gerçekten güldü, ama alay etmeden; Emre’nin omuzlarındaki yük o gülüşle biraz hafifledi.
Yemekte Kaan ona babasını anlattı. Yirmi beş yaşında açıldığında babası iki yıl boyunca onunla konuşmamıştı; sonra bir gün, hiçbir şey olmamış gibi, dükkâna bir kasa mandalina bırakıp gitmişti. “Barışmak bazen bir kasa mandalinadan ibaret,” dedi Kaan. Emre ise ilk kez birine, çalıştığı bankada her öğle yemeğinde nasıl rol yaptığını, kendi nişan hikâyelerini uyduran meslektaşlarına nasıl gülümsediğini anlattı.
“Kimseye bir şey anlatmak zorunda değilsin,” dedi Kaan. “Ne bana, ne onlara. Ne zaman, ne kadar, kime; hepsine sen karar verirsin.”
“Ozan da benzer bir şey söyledi.”
“Ozan’a gittin mi?” Kaan kaşlarını kaldırdı, sonra gülümsedi. “O hâlde sana Cavafis vermiştir. Herkese Cavafis verir.”
Gece ilerlediğinde balkonda yan yana duruyorlardı, omuzları neredeyse birbirine değiyordu. Aşağıda bir fayton geçti, nalların sesi taş yolda yankılandı. Kaan başını ona çevirdi.
“Seni öpebilir miyim?”
“Yedi haftadır bunu sormanı bekliyorum,” dedi Emre.
Öpüşü, Kaan’ın elleri gibiydi: sağlam, sabırlı, acelesiz. Emre önce temkinliydi, sonra yıllardır içinde tuttuğu bir nefesi bırakır gibi ona yaslandı. Kaan’ın avucu ensesinde, Emre’nin parmakları onun yağ lekeli tişörtünün yakasında; bir an durup birbirlerinin yüzüne baktılar, ikisi de aynı şeyi gördü ve aynı anda gülümsedi.
“İçeri gelelim mi?” diye sordu Kaan.
Emre başını salladı, sonra bunu yeterli bulmayıp sesli söyledi: “Gelelim.”
Balkon kapısı kapandı, perdeye Kordon’un turuncu ışıkları vurdu ve körfezden gelen rüzgâr gecenin geri kalanını kimseye anlatmadı.
Sekizinci iç lastik patlayacak mıydı?
Sabah Emre işe gitmek üzere bisikletini almaya indiğinde arka tekerleğin yepyeni olduğunu gördü. Tezgâhın üstünde, karton bir etikete bağlanmış sekizinci bir iç lastik duruyordu; hiç kesilmemiş, kutusunda. Etikette Kaan’ın iri harfleriyle yazıyordu: “8. Bu patlamasın.”
Emre o gün öğle yemeğinde meslektaşlarına hiçbir şey uydurmadı. Biri hafta sonu ne yaptığını sorduğunda bir an duraksadı, sonra sakin bir sesle “Biriyle yemek yedim,” dedi. “Adı Kaan.” Masada kısa bir sessizlik oldu, ardından konu başka yere kaydı ve dünya, korktuğu gibi yıkılmadı.
Akşam Kenar Notu’nun önünden geçerken Ozan vitrinin camına tıklattı ve başparmağını kaldırdı. Emre güldü, frene bastı, kapıyı aralayıp Cavafis’i iade etmeye çalıştı. “Kalsın,” dedi Ozan. “Bir sonraki için yer aç rafında. Bu dükkândan çıkan herkes ikinci kitabı için geri gelir.”
Kordon boyunca pedal çevirirken lastiklerinin sapasağlam olduğunu, kendisinin ise yıllardır ilk kez hiçbir şeyi kesip saklamadığını düşündü.
Ertesi salı lastikleri hâlâ sağlamdı. Yine de saat yediyi on geçe, Kordon Pedal’ın önünde fren yaptı; içeride Kaan, duvardaki yedi lastiğin yanına yeni bir çivi çakıyordu.
#açılmak#alsancak#ilk öpücük#izmir
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →