ssexhikayen ⌕

Swinger Sex Hikayeleri

Bozcaada’da Dört Kişilik Bir Kural Defteri

Altı yıllık evli Selin ve Barış, Bozcaada'daki bir bağ evinde deneyimli bir çiftle buluşur. Kıskançlık geldiğinde güvenli kelimeyi söyleyen kişi herkesi şaşırtır.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 24 Eylül 2026

Kırmızı kapaklı defterde üç kural ve tek bir güvenli kelime vardı. Selin, o gece kelimeyi söyleyecek kişinin kendisi olacağından emindi; yanılıyordu.

Otuz dört yaşındaki Selin ile otuz altı yaşındaki Barış, altı yıllık evliliklerinin en cesur kararını Bozcaada feribotunun üst güvertesinde, ellerinde o küçük defterle verdiler. Martılar simit parçaları için çığlık çığlığa dönüyor, motorun titreşimi bankın tahtasından bacaklarına yayılıyordu. Swinger dünyasına adım atan çiftlerin hikayesi genellikle o tek geceyle anlatılır; Selin içinse asıl hikâye, o üç kuralı yazana kadar geçen uykusuz gecelerdi.

Fikir ilk kez bir kış gecesi, Kadıköy’deki evlerinde, yarım kalmış bir film ve soğumuş bir demlik çayın başında ortaya çıkmıştı. Barış bir şey söylemiş, sonra hemen “Şaka,” diye eklemişti. Selin o “şaka”nın üzerine üç hafta düşünmüş, dördüncü hafta “Şaka değildi, değil mi?” diye sormuştu. Ondan sonrası aylar süren konuşmalardı: mutfakta, yatakta, sahil yolunda yürürken. Korkularını tek tek listelemişlerdi. Barış’ın en büyük korkusu Selin’in pişman olmasıydı; Selin’inki ise kendini Barış’ın gözünde kaybetmek.

Kurallar basitti. Bir: İkisinden biri “kırmızı” derse, her şey soru sorulmadan durur. İki: Aynı odada kalınır, kimse gözden kaybolmaz. Üç: Önceden konuşulmamış hiçbir şey yapılmaz.

Selin defteri çantasına koyarken Barış onun elini sıktı. “Hâlâ dönebiliriz,” dedi. “Feribot geri de gidiyor.”

“Biliyorum,” dedi Selin. “Gitmek istediğim için gidiyorum.”

“Ya gece bir şey hissedersen? Bilmediğimiz bir şey?”

“O zaman kelimeyi söylerim,” dedi Selin. “Söylemesi gereken ben olacağım zaten. Sen benden daha sakinsin.”

Barış gülümsedi, ama bir şey demedi. Ufukta kalenin burçları belirdi, rüzgâr bir anda tuzla doldu.

Bağ evinde kim, kimin sabrını sınıyordu?

Nazlı ile Ozan’ı geçen yaz Urla’daki bir şarap tadımında tanımışlardı. Nazlı otuz dokuz yaşında, kahkahası bir odayı dolduran bir mimardı; Ozan kırk bir yaşında, sakin, gözleriyle dinleyen bir veteriner. On bir yıldır evliydiler ve ilişkilerine başka çiftleri dahil etmeyi yıllar önce, birlikte ve uzun uzun konuşarak seçmişlerdi.

Aylardır mesajlaşıyor, iki kez akşam yemeği yemişlerdi; hiçbir şey olmamış, yalnızca konuşmuşlardı. Nazlı her seferinde, “Acele eden çift, iki kez pişman olur,” derdi. Selin, Barış’ın en çok bu sabrı sevdiğini biliyordu.

Ayazma yolunun üstündeki bağ evi, adanın bağcılarından Yasemin Kurt’undu; kırk üç yaşında, yıllar önce eşini kaybetmiş, bağını tek başına ayakta tutan, güneşten yanmış elleri ve sakin bir gülüşü olan bir kadın. Kapıda onları bir şişe soğuk şarapla karşıladı.

“Nazlı’yla Ozan her yıl burada kalır,” dedi, anahtarı Selin’in avucuna bırakırken. “Bu ev çok şey gördü, hiçbirini anlatmadı. Siz de rahat olun.” Sonra göz kırptı ve tozlu toprak yolda kamyonetine yürüdü.

Akşam güneşi asmaların arasından turuncu bir sis gibi süzülüyordu. Ozan masaya adanın kendi üzümünden yapılmış bir çavuş beyazı koydu, Nazlı eski bir pikaba Fransız şarkıları taktı. Masada keçi peyniri, domates reçeli ve kekikli ekmek vardı; sofradan yükselen koku, ağustos sıcağıyla birleşip insanı tembelleştiriyordu.

Yemek boyunca kimse kurallardan bahsetmedi, çünkü hepsi zaten konuşulmuştu. Barış, Selin’in yıllar önce adada bisikletle kaybolduğu günü anlattı ve herkes güldü.

“Nerede buldun onu?” diye sordu Nazlı.

“Bir bağda,” dedi Barış. “Üzüm çalarken. Bekçiye benim karım olduğunu söyleyip kurtardım.”

“Henüz değildim,” dedi Selin.

“Bekçi bilmiyordu ama,” dedi Barış.

Selin masanın altında dizinin Barış’ınkine her değişinde içindeki gerginliğin biraz daha çözüldüğünü fark etti. Bu, bir yabancıyla değil, kocasıyla birlikte çıktığı bir yolculuktu. Yemekten sonra dans ettiler; önce kendi eşleriyle, sonra Nazlı’nın gülerek “Değişelim mi?” demesiyle karşılıklı.

Selin, Ozan’ın kollarındayken Barış’ı izledi. Nazlı onun kulağına bir şey söylemiş, Barış da başını geriye atıp kahkaha atmıştı; Selin’in tanıdığı ama uzun zamandır kendisi için duymadığı bir kahkaha. Göğsüne ince, sıcak bir iğne battı. Kıskançlık, diye düşündü. Defterde bunun için bir kural yoktu.

Kırmızı kelimeyi kim söyledi?

Ozan bunu fark etti ve adımlarını yavaşlattı. Elinin sırtındaki basıncı hafifletti, aralarına bir nefes kadar boşluk bıraktı.

“İyi misin?” diye sordu alçak sesle. “Durmak istersen, hiçbir şey olmamış gibi bir kadeh daha içeriz.”

Selin cevap veremeden odanın öbür ucundan Barış’ın sesi geldi: “Kırmızı.”

Herkes durdu. Pikap, eski bir şansonu boş odaya söylemeye devam etti. Selin kelimeyi kendisinin söylemesi gerektiğini düşünürken Barış’ın söylemesine şaşırdı.

Barış Nazlı’dan nazikçe ayrılıp karısının yanına geldi. “Sen değil,” dedi. “Ben. Yüzünü gördüm. Bir şey oldu ve ben bunu geçiştirip devam etmek istemiyorum.”

“Ama ben…” dedi Selin.

“Biliyorum. Sen söylemeyecektin. Kendini zorlayacaktın. Altı yıldır seni tanıyorum.”

Nazlı ve Ozan hiçbir şey sormadılar. Nazlı müziği kıstı, Ozan dört bardağa su doldurdu. Sonra verandaya çıktılar ve bağın üzerinde yükselen yıldızların altında, dört kişi oturup konuştular. Cırcır böcekleri susmuyor, uzaktaki rüzgâr türbinleri karanlıkta kırmızı ışıklarını yakıp söndürüyordu.

Selin bardağını iki eliyle tuttu; su serindi, camın üstünde parmak izleri buğulanıyordu. “Özür dilerim,” dedi Nazlı’ya ve Ozan’a. “Geceyi bozdum.”

“Hiçbir şeyi bozmadın,” dedi Nazlı. “Kelime bunun için var. Kullanılmayan bir güvenli kelime, kimsenin denemediği bir paraşüt gibidir; işe yarayıp yaramadığını bilemezsin.”

Ama Selin’in aklında tek bir soru vardı: Barış’ı o kadar güldüren cümle neydi?

Verandada hangi itiraf her şeyi değiştirdi?

Nazlı kendi ilk gecelerini anlattı: O da kıskanmıştı ve kelimeyi söyleyen Ozan olmuştu. “Bizim için asıl güven o gece başladı,” dedi. “Ne yaptığımızda değil, durduğumuzda.”

Sonra Selin’e döndü. “Merak ediyorsun, değil mi? Kocana ne dediğimi.”

Selin kızardı. “Belli mi oluyor?”

“Kadehini üç kez ağzına götürüp içmedin,” dedi Nazlı gülerek. “Ona dedim ki: ‘Karın dans ederken bile sana bakıyor. Bunu biliyor musun?’ O yüzden güldü. Bilmiyormuş.”

Selin, Barış’a döndü. “Kıskandım,” dedi. “Sen güldüğün için. Uzun zamandır benimle böyle gülmüyordun.”

Barış onun elini avuçlarına aldı. “Gülüyordum,” dedi. “Ama sen de uzun zamandır bana bakmıyordun. Bu gece baktın.”

Uzun bir sessizlik oldu. Ozan bardağını verandanın tahtasına bıraktı, sesi yumuşaktı: “Bu gece burada bitebilir. Bu, gecenin başarısız olduğu anlamına gelmez. Belki de en iyi kısmıydı.”

Selin başını Barış’ın omzuna yasladı. Gömleğinden deniz ve şarap kokusu geliyordu, tanıdık ve güvenli. Ama içinde başka bir şey de kıpırdıyordu; korku değil, yeniden uyanmış bir merak.

Dördüncü kural sayfaya nasıl yazıldı?

Gece yarısına doğru, verandada uzun bir sessizliğin ardından Selin sordu: “Devam etmek istersek… bu tuhaf olur mu?”

“Hiç değil,” dedi Ozan. “Ama yalnızca ikiniz de istiyorsanız.”

Selin, Barış’a baktı; Barış ona. Kimse aceleyle cevap vermedi. Sonunda Barış başını salladı, Selin de “Evet,” dedi, “ikimiz de istiyoruz. Ama bu kez daha yavaş.” Nazlı gülümseyerek kadehini kaldırdı; Ozan ise kalkıp verandanın lambasını söndürdü ve odaya giden kapıyı ardına kadar açık bıraktı.

Bağ evinin geniş odasında mumlar yakıldı; bal mumu ve lavanta kokusu taş duvarlara sindi. Öpücükler yavaş ve dikkatliydi; her dokunuştan önce bir bakış, bir baş sallama, fısıltıyla verilen bir “evet” vardı. Selin, Ozan’ın omzunun üzerinden Barış’ın gözlerini her aradığında onları kendisine bakarken buldu ve kıskançlığın yerini, adını koyamadığı derin bir güven aldı. Gece ilerledikçe mumlar birer birer kısaldı; sonuncusu söndüğünde odada yalnızca sakin nefesler ve dışarıda bağın üzerinden geçen rüzgâr kaldı.

Sabah, dönüş feribotunda Selin kırmızı kapaklı defteri çıkardı. Üç kuralın altına, Barış’ın omzuna yaslanarak dördüncüsünü yazdı.

“Ne yazdın?” diye sordu Barış.

Selin defteri ona uzattı. Sayfada yalnızca şu satır vardı: “Kim nerede olursa olsun, sabah hep birbirimize döneriz.”

Barış satırı okudu, kalemi aldı ve hiçbir şey söylemeden altına bir beşinci madde için numara koydu. Sonra kalemi Selin’e geri verdi. “Bunu eylülde yazarız,” dedi. “Nazlı bir mesaj attı. Bağ bozumu için Yasemin Hanım bizi de çağırıyormuş.”

Eylülde Yasemin Kurt'un bağ bozumunda, kırmızı defterin beşinci kuralı yazılacak.

Yasemin Kurt

#bozcaada#güvenli kelime#kıskançlık#swinger

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Yasemin Kurt başka bir hikayede Bozcaada’da Bağ Bozumu ve Evin Asıl Sahibi İpek'in kiraladığı taş evin bahçesine her sabah gelen Selim'i bekçi sanır; bağ bozumu gecesi ise adanın en tatlı sırrı ortaya çıkar. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış