Lezbiyen Sex Hikayeleri
Bursa’da Asırlık Bir Hamam Kubbesinin Altında
Takvimine bağımlı bir mühendis ile acele etmeyen bir çini ustası. Her lalenin sapında gizli bir harf ve kırk yıl sonra ilk kez yakılan bir hamam ateşi.
Her lalenin sapında, neredeyse görünmeyecek kadar ince bir fırça darbesiyle çizilmiş küçük bir harf vardı ve Asya bunu fark ettiği an, altı yüz yıllık hamamın bütün çinilerinin ona baktığını hissetti. Harf bir “A” idi. Eski çinilerde yoktu; yalnızca son üç haftada yerleştirilenlerin hepsinde vardı.
Asya otuz yaşındaydı ve hayatında bir şeyin geç kalmasına tahammül edemezdi. İstanbul’daki restorasyon firmasının en genç proje mühendisi olarak Bursa’ya, Hanlar Bölgesi’nin arka sokaklarındaki Mestanzade Hamamı’nın onarımını yönetmeye gönderildiğinde, elinde dakika dakika işlenmiş bir iş takvimi vardı. Kendi lezbiyen erotik hikayesinin bu takvime sığmayacak tek şey olacağını henüz bilmiyordu.
Takvimi bozan ilk kişi, kırılan çinileri yeniden üretmek için İznik’ten gelen çini ustası Feride oldu. Otuz altı yaşındaki Feride her sabah işe geç gelir, her motifi saatlerce inceler, Asya’nın sorularına aynı cümleyle cevap verirdi.
“Çini acele sevmez, mühendis hanım.”
“Takvim de gecikme sevmez, usta hanım.”
“Takvim seni sever mi peki?” Feride bunu söylerken başını bile kaldırmamıştı.
İlk iki hafta neredeyse hiç konuşmadılar. Asya sabahları şantiyeye herkesten önce gelir, işçilerin puantajını tutar, kubbedeki çatlakların fotoğraflarını çekerdi. Kireç tozu, ıslak taş ve eski sabun kokusu ciğerlerine dolardı. Feride ise soğukluk bölümünün bir köşesine kurduğu masasında kırık çinilerin parçalarını bir yapboz gibi yan yana dizer, eski renklerin tonunu tutturmak için aynı mavi sırrı defalarca karıştırırdı. Asya bir gün iş takvimini göstererek ona bir haftada kaç çini bitirebileceğini sorduğunda, Feride parçaları işaret etmiş ve “Bunlar kaç günde kırıldı sence?” diye karşılık vermişti.
Asya o akşam otelde, takvimini açıp gecikmeyi hesaplarken kendini Feride’nin ellerini düşünürken buldu. Boyadan mavileşmiş tırnakları, bir fırçayı tutarken neredeyse hiç kıpırdamayan bileği. Tabletini kapattı. Sonra yeniden açtı. Sonra hiçbir şey yapmadan tavana baktı.
Lale motifindeki harf kime aitti?
Bir öğleden sonra Asya, ılıklık bölümüne yeni yerleştirilen çinileri kontrol ederken o harfi fark etti. Bir lalede, sonra bir ötekinde, sonra hepsinde.
Akşam, iskelenin dibinde boyalarını toplayan Feride’nin yanına gitti. “Çinilerine imza mı atıyorsun?” diye sordu, sesi istediğinden daha keskin çıkmıştı. “Bu bir tescilli yapı. Şartnamede böyle bir şey yok.”
Feride bir süre cevap vermedi. Fırçasını terebentinli bir bezle sildi; keskin koku ikisinin arasında asılı kaldı. “Ustam bana bir gelenek öğretti,” dedi. “Her çiniye, o sırada kalbinde olan kişinin harfini koyarsın. Kimse fark etmez; ama çini bilir. Yirmi yıldır yaptığım her çinide bir harf var. Çoğu annemin. Birkaçı, artık hayatımda olmayan birinin.”
Başını kaldırdı ve Asya’nın gözlerinin içine baktı. “Son üç haftadır hepsi ‘A’.”
Asya’nın elindeki tablet bir an ağırlaştı. Takvimini, kontrol listelerini, şartnameleri düşündü; hiçbiri bu cümleye karşılık gelecek bir madde içermiyordu.
“Belki bir başka A’dır,” dedi sonunda, sesi incelmiş.
“Belki,” dedi Feride. Boya kutusunun kapağını kapattı, çantasını omzuna aldı. “Şantiyede başka kaç tane A var, sen benden iyi bilirsin. Puantajı sen tutuyorsun.”
“Bu bir itiraf mı?” diye sordu Asya.
“Hayır,” dedi Feride. “İtiraf, karşılık bekler. Bu sadece bir çini. Kimseden bir şey istemez, yalnızca orada durur.” Bir an duraksadı. “Ama yanlış anlaşıldıysa söyle. Kalanlara harf koymam. Senin iş yerinde, senin şantiyende rahatsız olmanı istemem.”
Asya hiçbir şey söyleyemedi. Ne “koyma” diyebildi ne “koy.” Dudaklarının arasında yalnızca kireç tozunun kuru tadı vardı.
Sonra Feride gitti. Asya hamamın ortasında, kubbenin fil gözlerinden süzülen son ışığın altında tek başına kaldı ve elini, yeni yerleştirilmiş bir çininin serin yüzeyine, o küçük harfin üstüne koydu.
Kırk yıl sonra yakılan ateş neyi ısıtacaktı?
Hamamın külhanı, kırk yıl aradan sonra ilk kez bir perşembe gecesi yakıldı. Nem ölçümleri için birinin sabaha kadar içeride kalması gerekiyordu ve Asya bu görevi kimseye bırakmadı. Saat ona doğru ağır ahşap kapı gıcırdayarak açıldığında Feride elinde iki termos ıhlamurla içeri girdi.
“Çinilerimin ilk buharı yiyişini kaçırmam,” dedi.
“Bunun için izin almadın,” dedi Asya.
“Şimdi alıyorum. Kalabilir miyim?”
Asya ona uzun uzun baktı. “Kal.”
Sıcaklık bölümünde, göbek taşının yanına oturdular. Mermer yavaş yavaş ısınıyor, kubbedeki fil gözlerinden süzülen ay ışığı buharın içinde bulanık sütunlara dönüşüyordu. Bir yerlerde damlayan suyun sesi kubbede yankılanıyor, ıhlamurun tatlı kokusu ıslak taşın kokusuna karışıyordu. Asya hırkasını çıkardı; ince tişörtü birkaç dakikada tenine yapıştı.
Asya ona hayatını anlattı: hep yetişmeye çalıştığı şeyleri, otuz yaşına kadar kimseye “dur” diyemediğini, bir kadına duyduğu ilk karmaşık hissi üniversitede nasıl bir dipnot gibi geçiştirdiğini. “Takvimime koyamadığım her şeyi ertelemişim,” dedi. “Kendimi de.”
Feride de anlattı: İznik’te büyüdüğü atölyeyi, ustasının titreyen ellerini, yıllar önce bir kadını sevdiğini ve bunu kasabada kimseye söyleyemediği için o kadının sonunda başka bir şehre gittiğini. “O yüzden acele etmem,” dedi. “Bir keresinde acele ettim, sonra her şey çok hızlı bitti. Artık her şeyin pişmesini beklerim; çamurun da, sırrın da, insanın da.”
“Ben piştim mi sence?” diye sordu Asya, yarı şaka.
Feride gülmedi. “Bunu sen söyleyeceksin.”
Bir süre yalnızca buharın sesini dinlediler. Sonra Feride konuştu. “Son çiniyi yarın yerleştireceğim. Kubbenin girişine, herkesin altından geçeceği yere. Harfini oraya da koyayım mı? Hayır dersen boş bırakırım. Bunu senin izninle yapmak istiyorum.”
Asya cevap yerine ona doğru eğildi, sonra son anda durdu. Aralarında yalnızca buhar vardı. “Bunu da izninle yapmak istiyorum,” dedi gülümseyerek.
Feride’nin “Evet” demesi bir fısıltıdan ibaretti, ama buharın içinde yankılandı.
Öpüşleri, hamamın ılık mermeri kadar yavaştı. Feride’nin boyadan pürüzlenmiş parmakları Asya’nın yanağında, bir motifin kıvrımını izler gibi gezindi; Asya ilk kez acele etmeden bir şeye teslim olmanın nasıl bir şey olduğunu öğreniyordu. Feride’nin dudaklarında ıhlamur ve tuz tadı vardı. Bir ara geri çekilip nefeslendiler, birbirlerinin terli alınlarına baktılar ve aynı anda güldüler.
“Devam mı?” diye sordu Feride.
“Devam,” dedi Asya ve elini onun belinden çekmedi. “Ama yavaş. Senin gibi.”
Gece ilerledikçe buhar kubbeye yükseldi ve fil gözlerindeki yıldızları birer birer örttü. Nem ölçerin ekranı yüzde doksana ulaştığında, ikisi de ona bakmıyordu.
Kubbenin girişindeki çinide hangi harf saklıydı?
Proje, takvimden on iki gün geç teslim edildi. Asya’nın raporunda gecikmenin sebebi “çini işçiliğinin özgün tekniğe uygun yürütülmesi” olarak yazıyordu ve bu, hayatında yazdığı en dürüst teknik cümleydi. İstanbul’daki müdürü telefonda bağırdığında Asya, kendine hiç benzemeyen bir sakinlikle, “Çini acele sevmez,” demişti.
Açılış günü ziyaretçiler kubbenin girişinin altından geçip başlarını kaldırdığında, lale motifli tek bir çini görüyorlardı. Kimse, sapın içindeki minicik harfi fark etmedi; bu harf bir “A” değil, bir “F” idi. Asya o sabah fırçayı kendi eline almış, Feride’ye ilk kez kendi harfini vermişti. Elleri titremişti, çizgi biraz eğri çıkmıştı. Feride ona bakıp yalnızca “Tam olması gerektiği gibi,” demişti.
Açılış kalabalığı dağıldıktan sonra ikisi soğukluk bölümünde, Feride’nin eski masasının yanında yalnız kaldılar. Masada hâlâ kırık çini parçaları, mavi sır lekeleri, yarım kalmış bir lale taslağı vardı. Asya parmağını taslağın üstünde gezdirdi.
“Bunu neden bitirmedin?”
“Bazılarını bitirmem,” dedi Feride. “Bir sonraki işe kadar beklesinler diye. Yarım kalan şey insanı geri çağırır.”
“Beni de mi geri çağıracak?”
Feride onun elini tuttu, parmaklarındaki kurumuş boyaya baktı. “Sen zaten gitmiyorsun ki.”
O akşam Feride, Asya’nın tabletini alıp iş takviminin en altına yeni bir satır ekledi: “Süresiz.” Asya o satırı hiç silmedi.
Ertesi hafta firmadan yeni bir görev geldi: Konya’da, yıkılmak üzere olan bir kervansaray. Çini ustası olarak kimi önerecekleri sorulmuştu. Asya cevabı yazmadan önce yanında uyuyan kadına baktı. Altı yüz yıl sonra biri o harfi bulursa, bir zamanlar bu kubbenin altında birinin acele etmeyi bıraktığını bilecekti; ama Konya’daki duvarların hangi harfi taşıyacağına, henüz ikisi de karar vermemişti.
#bursa#çini#hamam#iş yerinde aşk#tutku
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →