ssexhikayen ⌕

Swinger Sex Hikayeleri

Cihangir’de Perşembe Geceleri Bekleyen Adam

Defne perşembe randevusundan erken döner ve kurala uyup her şeyi anlatır. Asıl itirafı ise bütün gece onu bekleyen kocası Mert yapar.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 4 Eylül 2026

Mert bir yıldır karısına tek bir yalan söylüyordu ve bu yalanın adı Ilgaz’dı. Otuz üç yaşındaydı, perşembe akşamlarını Cihangir’deki dairesinin balkonunda, Boğaz’a karşı oturup karısının dönüşünü bekleyerek geçiriyordu; açık ilişkiler üzerine anlatılan hikâyeler genellikle kapıdan çıkanı izler, bu swinger hikayesi ise kapının öbür yanında bekleyen adamı anlatıyor.

Otuz bir yaşındaki Defne’yle beş yıldır birlikteydiler, iki yıldır evliydiler ve bir yıl önce, aylarca süren konuşmaların ardından ilişkilerini açmaya karar vermişlerdi. Fikri ilk kez Defne’nin yoga hocası Ece Erdem’in bir sohbetinde duymuşlardı. Otuz dokuz yaşındaki Ece, kocası Can’la yıllardır kurallı bir açık ilişki yaşıyordu ve o akşam stüdyonun minderlerinde otururken tek bir cümle kurmuştu: “Kurallar özgürlüğün düşmanı değil, haritasıdır. Yazın, buzdolabına asın ve her ay yeniden okuyun.”

Öyle yaptılar. Kurallar buzdolabının kapağında, mıknatısla tutturulmuş bir kartta yazılıydı. Perşembeler serbest. Evde değil. Her şey anlatılır, hiçbir şey saklanmaz. Biri “artık istemiyorum” derse ertesi günden itibaren kapı kapanır ve kimse kimseye hesap sormaz. Kartın altına Defne kendi el yazısıyla bir kural daha eklemişti: “Gece yarısından önce mesaj.”

Saat on bir elli birde hangi mesaj gelecekti?

O perşembe Defne, Karaköy’de bir galeri açılışında tanıştığı Cenk’le yemeğe çıkmıştı. Cenk otuz beş yaşında bir fotoğrafçıydı; Defne ondan bahsederken gözlerinin parladığını Mert fark etmişti ve bu parıltı, tuhaf biçimde, onu hem huzursuz hem de mutlu ediyordu.

Defne çıkmadan önce kapıda durmuştu, küpesini takarken. “Sen bu akşam ne yapıyorsun?”

“Ilgaz hastalanmış,” dedi Mert. “Evde kalırım, yemek yaparım.”

“Yine mi? Bu kızın bağışıklığı hiç iyi değil.” Defne gülmüş, onu yanağından öpmüş, yasemin kokulu parfümünü koridorda bırakarak çıkmıştı.

Mert kapı kapandıktan sonra uzun süre koridorda kaldı. Yaseminin kokusu ağır ağır dağılırken telefonunu açtı, bir yıl önce Ilgaz adına kurduğu sahte sohbet geçmişine baktı. Her perşembe kendine birkaç kelime yazıyordu ki Defne bir gün ekrana göz atarsa boş bulmasın: “Bu akşam iptal.” “Yarın görüşürüz.” “Kendini iyi hisset.” Bu son cümleyi okuyunca güldü; Ilgaz’a değil, kendine yazdığını şimdi anlıyordu.

Balkona çıktı. Cihangir Camii’nin minaresi aydınlatılmıştı, aşağıda Boğaz’ın üstünde bir şehir hatları vapuru Üsküdar’a doğru yavaşça kayıyordu. Mert her perşembe aynı vapuru izlerdi; saat dokuz kırk beşte geçer, on bire doğru geri dönerdi. Vapur dönene kadar endişelenmemek, bir yıl önce kendine koyduğu gizli kuraldı.

Saat on bire doğru Mert, mutfakta Defne’nin en sevdiği mantarlı risottoyu karıştırırken kıskançlığın o tanıdık dalgasının geldiğini hissetti. Tavadaki tereyağının cızırtısı, şarap buharının ekşimsi kokusu, radyoda kısık bir caz. Bir yıl içinde onunla yaşamayı öğrenmişti: Bastırmıyor, büyütmüyor, yalnızca adını koyuyordu.

“Kıskanıyorum,” dedi boş mutfağa, yüksek sesle. “Ve onu seviyorum. İkisi aynı anda doğru olabilir.”

Balkondan aşağıda, Firuzağa’nın dar sokaklarında birileri gülüşerek yürüyordu. Mert onların arasında Defne’yi aramadığını fark etti ve kendine şaşırdı. Bir yıl önce olsa her taksi sesinde pencereye koşardı; şimdi ise yalnızca bekliyordu, bir dalganın kıyıya varmasını bekleyen biri gibi sabırla.

On bir elli birde telefon titredi. Defne yazmıştı: “Eve geliyorum. Erken. Kötü bir şey yok, sana anlatmak istiyorum.”

Mert ekrana uzun uzun baktı. “Erken” kelimesi, bir yılın bütün perşembelerinde hiç yazılmamıştı.

Kamondo Merdivenleri’nde ne olmuştu?

Defne geldiğinde yanakları soğuktan kızarmış, saçlarına Karaköy’ün nemli rüzgârı sinmişti. Montunu çıkarmadan mutfak tezgâhına oturdu, risottodan bir kaşık aldı, gözlerini kapatıp “Tanrım,” dedi, ve anlatmaya başladı, çünkü kural buydu.

Cenk’le yemek yemişler, sonra Galata’ya doğru yürümüşler, Kamondo Merdivenleri’nde öpüşmüşlerdi.

“Güzel bir öpücüktü,” diye itiraf etti Defne, gözlerini kaçırmadan.

Mert dinledi. Kıskançlık yerindeydi, ama onun altında başka bir şey de vardı: Karısının bu kadar canlı, bu kadar kendinden emin konuşmasını izlemenin verdiği garip, sıcak bir gurur. Bu duygunun bir adı olduğunu okumuştu, ama kendi göğsünde hissedene kadar inanmamıştı.

“Nasıldı?” diye sormak istedi, sonra vazgeçti; onun yerine “Mutlu musun?” dedi.

Defne bir an düşündü. “Evet. Ama eve gelirken daha mutluydum.”

“Sonra?”

“Sonra Cenk bana partnerimin bunu gerçekten bilip bilmediğini sordu,” dedi Defne. “Ben de ona buzdolabımızdaki kartı anlattım. Gülümsedi, ‘Bu adam seni çok seviyor,’ dedi. Sonra bir şey daha sordu: ‘Peki o da perşembeleri biriyle mi buluşuyor?’ Ilgaz’dan bahsettim. Bu kez gülümsemedi. ‘Bir yıldır hasta olan biri mi?’ dedi.”

Mert’in elindeki kaşık tencerenin kenarına çarptı. Ses, küçük mutfakta bir zil gibi çınladı.

“O an fark ettim ki bu gece en çok seninle konuşmak istiyorum,” dedi Defne, sesi yumuşayarak. “O yüzden geldim. Mert… Ilgaz kim?”

Ilgaz diye biri hiç var olmuş muydu?

Mert tencereyi ocaktan aldı.

Mert hemen cevap vermedi. Risottoyu bir kez daha karıştırdı; pirincin tencerenin dibine yapışmasının, bu soruya hemen cevap vermekten daha kolay olduğunu düşündü. Defne bekledi. Kuralın ikinci yarısı da buydu: Soran, cevabı beklemeyi bilir.

Sonra, belki de gecenin dürüstlüğünden cesaret alarak, bir yıldır sakladığı tek şeyi söyledi.

“Ilgaz hastalanmadı,” dedi. “Ilgaz diye biri yok. Bir yıldır hiçbir perşembe kimseyle buluşmadım.”

Defne’nin yüzünden birçok duygu geçti; önce şaşkınlık, sonra suçluluk, sonra korkuya benzer bir şey. “Neden? Bunu sırf ben istediğim için mi kabul ettin? Mert, eğer mutsuzsan…”

“Mutsuz değilim,” dedi Mert, elini onun dizine koyarak. “Bir gün belki ben de isterim; kapı benim için de açık, biliyorum. Ama şimdilik payıma düşen başka bir şey. Senin özgür olduğunu bilmek, sonra eve dönüp bana anlatman… Buna ihtiyaç duyuyorum. Söyleyemediğim tek şey, beklemeyi sevdiğimdi. Tuhaf bulursun diye korktum.”

“Kural ‘her şey anlatılır’ diyordu.”

“Biliyorum. Kuralı ilk çiğneyen ben oldum. Hem de hiçbir şey yapmayarak.”

Defne bir an güldü, gözleri dolu dolu. Tezgâhtan indi, onun karşısında durdu ve bir süre hiçbir şey demeden yüzüne baktı. Mutfağın sarı ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyordu.

“Bundan sonra yalan yok,” dedi. “Küçüğü bile. Kural bu.”

“Kural bu,” diye onayladı Mert.

Defne onun gömleğinin yakasını avuçladı, kendine doğru çekti ama son anda durdu. “Bu gece seninle olmak istiyorum,” diye fısıldadı. “Sen de istiyor musun? Yoksa sadece konuşalım mı?”

“İstiyorum,” dedi Mert.

Sonra alnını onun alnına dayadı ve dudaklarını ağır ağır, bir yılın bütün perşembelerini o öpücüğe sığdırmak istercesine onunkilere bıraktı. Defne’nin teninde hâlâ gece havasının serinliği, saçlarında Karaköy’ün tuzu vardı. Parmakları ensesine gömüldüğünde kıskançlık da gurur da aynı sıcaklığın içinde eriyip gitti.

Mutfak ışığını kapatmayı unuttular; ama yatak odasının kapısını, aralarındaki en eski kural gibi, arkalarından usulca kapattılar.

Kartın en altına hangi satır eklendi?

Sabaha karşı Defne, Mert’in kolunun altında uyanık yatarken buzdolabındaki kartı düşündü. Boğaz’dan bir geminin uzun, boğuk düdüğü geldi; perdenin aralığından şehrin ilk mavisi sızıyordu. Kalkıp mutfağa gitti, soğumuş risottodan bir kaşık daha aldı, kartın en altına bir satır ekledi ve yatağa döndü.

Mert ertesi sabah kahvaltıyı hazırlarken o satırı okudu: “Perşembe gecesinin en güzel randevusu, kapıyı açan adamla olandır.”

Gülümsedi, kalemi aldı ve altına kendi satırını yazdı: “Ilgaz emekli oldu.”

Öğleye doğru Defne’nin telefonuna Ece Erdem’den bir mesaj düştü: “Bu ayki kural okuma akşamı bizde. Can ve ben size bir öneriyle geleceğiz. Hazırlıklı olun.”

“Ne önerisi?” diye sordu Mert, kahvesini bırakarak.

“Bilmiyorum.” Defne telefonu tezgâha bıraktı, ama gözleri ekranda kaldı. “Ece bir şey öneriyorsa, önce kuralını yazmıştır.”

Defne mesajı Mert’e gösterdi. Mert uzun süre ekrana baktı ve bir yıl içinde ilk kez, perşembeyi beklemekten başka bir şeyi merak ettiğini fark etti.

Ece ve Can Erdem’in kural okuma akşamında masaya konan öneri, Cihangir’deki perşembeleri sonsuza dek değiştirebilir.

Ece Erdem

#açık ilişki#cihangir#güven#swinger

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Ece Erdem başka bir hikayede Peçetedeki Dördüncü Kural Neden Boş Kaldı? Ece ile Can'ın on bir yıllık evliliğinde kurallar hep bir peçeteye yazılır. Bu gece Saat 23'te yazılan peçetenin son satırı boş; Ece… Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış