ssexhikayen ⌕

İç Çamaşırı Fetişi Sex Hikayeleri

Denizli’de Dantel Tüccarının Utandığı Koleksiyon

Defile sabahına bir gece kala manken gelmedi. Ece provayı kendisi yapmaya karar verdi; dantelleri getiren Bora ise yıllardır sakladığı bir şeyi itiraf etti.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 21 Ekim 2026

Defileye on dört saat kala manken telefonu açmadı, on üç saat kala mesaj attı: ateşi kırk derece, kusura bakmasın. Ece Yalın telefonu atölyenin kesim masasına bıraktı, derin bir nefes aldı ve askıdaki yedi parçalık koleksiyona baktı. Otuz üç yaşındaydı, Denizli’nin Çınar’a yakın eski bir tekstil deposunu iki yıl önce atölyeye çevirmiş ve bütün birikimini bu ilk iç çamaşırı koleksiyonuna yatırmıştı. Yarın öğleden sonra, şehrin en eski otelinin balo salonunda, yirmi kişilik bir alıcı grubu bu yedi parçayı görecekti. Ve hiçbir parçanın son provası yapılmamıştı.

Kapı çalındığında saat dokuzu geçiyordu. Gelen Bora Kaya’ydı; otuz altı yaşında, Buldan’dan dantel ve tül getiren, sessiz, gözlüklü, her teslimatta faturayı iki kez kontrol eden bir tüccar. Elinde, son dakikada istediği krem rengi Calais tipi dantelin topu vardı.

“Geç kaldım, kusura bakmayın,” dedi. Sonra Ece’nin yüzünü gördü. “Bir şey mi oldu?”

Atölye o saatte bir savaş alanına benziyordu. Kesim masasının üstünde kâğıt kalıplar, yere dökülmüş toplu iğneler, yarım kalmış bir korsenin balenleri, köşede soğumuş bir demlik. Duvardaki büyük panoda Ece’nin iki yıl boyunca çizdiği eskizler asılıydı; her birinin altında kurşun kalemle kumaş adları, ölçüler, soru işaretleri. Pencerenin önündeki tek terzi mankeninin üstünde, koleksiyonun en sevdiği parçası, gece mavisi ipek takım duruyordu. Ama bir terzi mankeni nefes almaz, oturmaz, kollarını kaldırmazdı. Bir parçanın gerçekten iyi olup olmadığını, ancak içinde bir insan hareket ettiğinde anlardınız.

Dantelin dili ve yanlış anlaşılan bir bakış

Ece anlattı. Bora dinledi, danteli masaya bıraktı, askıdaki parçalara baktı. Ece onun bakışını iki yıldır tanıyordu ama ilk kez gerçekten fark etti: Bora parçalara bir tüccar gibi bakmıyordu. Bir dikiş yerinde, bir askının sırta oturduğu noktada, ipeğin dantelle buluştuğu o ince kenarda gözleri uzun süre kalıyordu; sanki her birinde bir şey okuyordu.

“Bunları hep böyle mi incelersiniz?” diye sordu Ece, sesi istediğinden sert çıktı.

Bora’nın kulakları kızardı. Gözlüğünü çıkardı, gömleğinin ucuyla sildi, yeniden taktı. “Size bir şey söylemem gerek,” dedi. “Ve söyledikten sonra beni kapıya kadar geçirirseniz, anlarım.”

Ece kollarını kavuşturdu, bekledi.

“Dantele ilgim babamın tezgâhından gelmiyor,” dedi Bora. “Ya da yalnızca oradan gelmiyor. Yıllardır, kadın iç çamaşırına karşı bir… hayranlığım var. Bir parçanın tende nasıl durduğuna, bir kenarın nasıl nefes aldığına, bir askının omuzdan kayışına. Bunu kimseye söylemedim. Utandım. Bu işi seçtim, çünkü en azından yaptığım şeyin bir parçası olabilirdim. Size en iyi danteli getirdim, çünkü sizin çizimleriniz benim hep hayal ettiğim gibiydi.” Durdu. “İşte. Söyledim.”

Atölyede yalnızca tavan vantilatörünün tıkırtısı duyuldu. Ece onun yüzüne baktı; orada ne kaba bir istek ne de sinsi bir hesap vardı. Yalnızca on yıllardır taşınmış bir utancın, ilk kez yere bırakılmanın yorgunluğu.

“Bu yüzden mi geçen ay o sütyenin askı açısının yanlış olduğunu söylediniz?” dedi Ece yavaşça.

“Yanlıştı,” dedi Bora. “İki derece. Omuzdan kayardı.”

“Kayıyordu,” dedi Ece. “Düzelttim. Kimse fark etmemişti. Siz hariç.”

Gece yarısı provası için bir anlaşma

Ece kollarını çözdü. İçinden geçen fikrin cüretkârlığı onu önce şaşırttı, sonra güldürdü. Otuz üç yıldır hep başkalarının bedenine kumaş giydirmiş, kendi bedenini hep aynanın arkasında tutmuştu. Ölçüleri mankeninkiyle neredeyse aynıydı; zaten koleksiyonu çizerken aynada kendine bakmıştı, kimseye söylemeden.

“Provayı ben yapacağım,” dedi. “Parçaları ben giyeceğim. Ama birinin bakması lazım; dikişlere, askılara, kenarlara. Benim gibi değil, sizin gibi bakması. Teknik notlar alacaksınız. Yalnızca söylediğim kadar yaklaşacaksınız. Ve rahatsız olursam, ‘perde’ dediğim an paravanın arkasına geçerim, siz de arkanızı dönersiniz. Kabul mü?”

Bora bir süre konuşamadı. “Bunu benim için yapmıyorsunuz, değil mi?”

“Hayır,” dedi Ece. “Koleksiyonum için yapıyorum. Biraz da,” dedi, sesini alçaltarak, “kendim için. Ama bir şartım daha var. Bu gece bana dürüst olacaksınız. Bir parça güzel değilse, söyleyeceksiniz.”

“Kabul,” dedi Bora. Sesi titriyordu.

Ece kapıyı kilitledi, perdeleri çekti, kesim masasının üstündeki büyük lambayı yaktı ve paravanın arkasına geçti. İlk parça gece mavisi bir ipek takımdı; kenarları Bora’nın getirdiği ilk dantelle, iki yıl önceki ilk siparişle süslenmişti. Paravanın arkasından çıktığında Bora’nın elindeki defter neredeyse yere düşecekti.

“Not,” dedi Ece, yüzünü sakin tutmaya çalışarak.

Bora boğazını temizledi. “Sağ askı yarım santim kısa. Kenardaki dantel, belin kıvrımında hafif büzülüyor; biri oturduğunda daha belirgin olur. Ve…” Durdu.

“Ve?”

“Ve bu renk, sizin teninizde, bir mankenin teninde olabileceğinden daha güzel duruyor. Bunu teknik not olarak yazmıyorum.”

Ece güldü. Gülüşü odadaki gerilimi kırmadı; yalnızca biraz yumuşattı. Aynada kendine baktı: yıllarca başkalarında gördüğü güzelliği ilk kez kendi omuzlarında, kendi belinde görüyordu. Bunu ona bir tüccarın, bir yabancının, yıllarca utancını saklamış bir adamın dürüst bakışı göstermişti. Bir sonraki parçaya geçmek için paravanın arkasına yürürken adımlarının hafiflediğini fark etti.

Yedinci parça ve deftere yazılmayan not

Gece ilerledikçe parçalar değişti: kahve rengi bir korse, şampanya rengi bir sabahlık, siyah tülden neredeyse hiç olmayan bir takım. Her seferinde Bora notlarını aldı, her seferinde sesi biraz daha kısıldı. Bir kez Ece ondan askıyı düzeltmesini istedi; Bora yaklaşmadan önce sordu: “Dokunabilir miyim?” Ece “Evet,” dedi ve onun parmak uçlarının omzundaki ipeğe, sonra tenine değişini, o kadar dikkatli, o kadar saygılı değişini, uzun süre unutmadı.

Saat ikide sıra son parçaya geldi. Ece askıya uzandığında Bora ayağa kalktı. “Bekleyin,” dedi. Çantasından küçük, kâğıda sarılı bir paket çıkardı. “Bunu teslim etmeye cesaret edemiyordum. Buldan’da, eski bir tezgâhta, kendi ellerimle ördüm. Üç ay sürdü.”

Ece paketi açtı. İçinde fildişi renkli, inceliği bir örümcek ağına benzeyen bir dantel şerit vardı. Işığa tuttuğunda desenin içinde, her on santimde bir tekrarlanan iki küçük harf gördü: E ve Y.

“Koleksiyonun adı yoktu,” dedi Bora. “Belki bu ona bir ad verir.”

Ece bir şey söylemedi. Şeridi yedinci parçanın, ipek bir gecelikteki eksik kenarın üstüne tuttu; tam oturuyordu, sanki ölçüsü baştan alınmış gibi. İğneyi aldı, birkaç teyelle iliştirdi ve paravanın arkasına geçti.

Çıktığında Bora defterini kapattı. Ece ona doğru bir adım attı, sonra bir adım daha. “Bunun notunu almayacak mısınız?”

“Hayır,” dedi Bora. “Bunu ezberleyeceğim.”

“O zaman yaklaşın,” dedi Ece. “Bu kez tamamen.”

Bora yaklaştı. Ellerini onun beline koymadan önce bir kez daha sordu, Ece bir kez daha evet dedi ve sonra, ilk kez, kimse kimseye soru sormadı. Kesim masasının üstündeki büyük lamba, saat üçe doğru, kendi kendine sönmedi; Ece uzanıp onu söndürdü.

Ertesi gün balo salonunda yedi parça, ateşi düşmüş mankenin değil, Ece’nin kendi bedeninde göründü. Alıcılar en çok son parçayı sordu. Koleksiyonun adı programın üstünde, sade harflerle yazılıydı: Utanmayan Dantel.

Bora ön sırada oturuyordu ve ilk kez, bir dantele bakarken başını önüne eğmedi.

Koleksiyonun İzmir'deki ilk gösteriminde Ece, ön sırada oturan Bora'nın elindeki küçük kutunun içinde ne olduğunu henüz bilmiyor.

#dantel#denizli#iç çamaşırı#itiraf#tasarımcı

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Tezgâhtan Çıkan İpek, Kimsenin Görmediği Dantel Gülay, yanlışlıkla gelen bir top ipekten yalnızca kendisi için iç çamaşırı diker. Altı ay sonra ipeğin sahibi Tarık kapıda belirir ve kumaşının… Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış