Olgun Sex Hikayeleri
Göcek Açıklarında Kaptanın Bozduğu Tek Kural
Kırk dört yaşındaki gulet kaptanı Leyla'nın tek kuralı vardır: misafirle asla. Tekneyi tek başına kiralayan sessiz çellist, Simanağzı'nda bu kuralı sınar.
Kaptan Leyla’nın yirmi yıldır bozmadığı tek bir kuralı vardı: Misafirle asla. O haziran tekneyi kiralayan adam rezervasyon formuna yalnızca tek bir kelime yazmıştı ve o kelime, kuralın ilk çatlağı oldu.
Göcek’ten On İki Adalar’a uzanan rotada herkes onu tanırdı: kırk dört yaşında, rüzgârı kokusundan okuyan, güneşten kararmış kolunda eski bir pusula dövmesi taşıyan bir kadın. “Meltem” adlı guletini yirmi yıldır o kuralla yönetiyordu. Olgun bir kadın olmanın en güzel yanı, ona göre, kuralların neden konduğunu bilmek ve onları ne zaman yıkacağına yalnızca kendisinin karar vermesiydi.
O haziran tekneyi bir haftalığına tek bir kişi kiraladı. Otuz dokuz yaşındaki Arda, İzmir’de bir orkestrada çello çalıyordu ve formun “özel istekler” kısmına yazdığı kelime şuydu: “Sessizlik.”
Leyla, teknenin aşçısı Bora’ya göz kırptı. “Ya kalbi kırık ya kafası dolu,” dedi. “İkisi de bizim işimiz değil.”
“Sen öyle diyorsun kaptan,” dedi Bora, soğanı doğramaya devam ederek. “Ama sessizlik isteyenler en çok konuşanlar olur.”
Güvertedeki çello kimin için çalıyordu?
Arda ilk iki gün neredeyse hiç konuşmadı. Sabahları kıçtaki minderlerin üzerinde not defterine bir şeyler karalıyor, akşamüstleri çellosunu kılıfından çıkarıp Tersane Adası’nın yıkık taş evlerine doğru alçak, uzun notalar gönderiyordu. Ses suyun üstünde kayıyor, koyun kayalıklarına çarpıp geri dönüyordu. Leyla dümende dururken o seslerin teknenin gövdesinden geçip kendi göğsüne yerleştiğini hissediyordu ve bu hiç hoşuna gitmiyordu; çünkü fazlasıyla hoşuna gidiyordu.
Akşam yemeklerinde masaya Bora’nın ızgara levreği ve Leyla’nın Göcek’in yamaçlarından kendi elleriyle topladığı kekik geliyordu. Közlenmiş biber, limon, çam reçinesi kokusu karışıyordu birbirine. Arda yemekten sonra bulaşıklara yardım etmekte ısrar etti.
“Kaptanlar misafiri mutfağa sokmaz,” dedi Leyla.
“Ben de misafirliği pek beceremem,” dedi Arda ve bir bez aldı.
O gece Leyla kamarasında uzun süre uyuyamadı. Hayatını ezbere bildiğini sandığı bir yaz ortasında böyle bir huzursuzlukla karşılaşmak, ona hem gülünç hem de tuhaf biçimde değerli geliyordu.
Gece yarısına doğru telsiz cızırdadı. “Meltem, Meltem, burası Mavi Saat. Uyuyor musun Leyla?”
Tanıdık, yumuşak bir sesti. Mert Kaya, Bodrum’un en sakin kaptanı, kırk bir yaşında, yıllar önce eşini kaybetmiş ve o günden beri teknesinden pek inmeyen eski bir dost. Bir müşteriyi Fethiye’ye bırakıp dönüyordu.
“Uyumuyorum,” dedi Leyla. “Bir çello yüzünden.”
Telsizde kısa bir sessizlik oldu, sonra Mert’in usul kahkahası. “Senin o kuralın var ya,” dedi. “Misafirle asla. Ben de bir zamanlar öyle bir kural koymuştum. Kuralı koyan kaptan, onu en son bozan olur. Ama bozar.”
“Kapatıyorum Mert.”
“Kapat. Ama sabah çelloyu dinle. Ve rüzgâra dikkat et, yarın poyraz dönüyor.”
Leyla telsizi kapattı. Güverteden, gecenin içinden, tek bir uzun nota yükseldi.
Denize hiç atlamayan iki kişi neyi saklıyordu?
Üçüncü gün, Kleopatra Hamamı’nın suya gömülmüş kalıntılarının üzerinden geçerken Arda yanına geldi. Su o kadar berraktı ki taş basamaklar sanki bir avuç uzakta duruyordu.
“Herkes denize atlıyor,” dedi. “Siz hiç atlamıyorsunuz.”
“Ben denizin üstünde yaşarım, içinde değil,” dedi Leyla. “Siz de atlamıyorsunuz ama.”
Arda bir an duraksadı, sonra sanki önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkti. Leyla o omuz silkişin altında saklanan şeyi, yıllarca rüzgârın yön değiştirişini sezdiği aynı içgüdüyle fark etti, ama sormadı. İyi bir kaptan, misafirin anlatmaya hazır olmadığı hikâyeyi zorlamazdı.
Ertesi gün Simanağzı’nda demirlediklerinde Arda bir ara dümene geldi ve haritaya eğildi. Kolu Leyla’nın koluna değdi; ikisi de çekmedi. Arda’nın teninde güneş kremi ve reçine kokusu vardı.
“Bu koyun adı ne demek?” diye sordu.
“Bir geçidin ağzı,” dedi Leyla. “Dar bir yer. Ya geçersin ya dönersin.”
“Siz hangisini seçersiniz?”
Leyla cevap vermedi. Haritayı katladı ve dümene döndü; ama elleri, yirmi yıldır ilk kez, dümeni gereğinden sıkı tutuyordu.
O akşam Bora, ızgaranın başında ona yan yan baktı. “Kuralı neden koyduğunu hatırlıyor musun kaptan?”
Leyla hatırlıyordu. Yirmi dört yaşındaydı, ilk teknesiydi; bir misafire âşık olmuş, sezon bitince adam İstanbul’a dönmüş ve Leyla bütün kışı bir iskelede, hiç gelmeyecek bir telefonu bekleyerek geçirmişti. Kural o kışın son günü yazılmıştı, ağlamaktan şişmiş gözlerle, bir defterin ilk sayfasına.
“Hatırlıyorum,” dedi. “O kadın artık ben değilim.”
“İşte,” dedi Bora, levreği çevirerek. “Ben de onu diyorum.”
Sarsala Koyu’nda gece yarısı hangi itiraf yapıldı?
Son gece tekneyi Sarsala’nın sakin koyuna demirlediler. Bora ve tayfa kasabaya inmişti; güvertede yalnızca fenerin turuncu ışığı, cırcır böcekleri ve ikisi kalmıştı. Hava çam ve tuz kokuyordu, demir zinciri suyun içinde hafifçe şıkırdıyordu.
Arda sonunda söyledi: Yüzme bilmiyordu. Yıllar önce Karşıyaka sahilinde boğulmanın eşiğinden dönmüş, o günden beri denizden uzak durmuştu. Bu tekneyi, bir haftalığına korkusunun tam ortasında yaşayabilmek için kiralamıştı.
“Kırk yaşına girmeden bu korkuyu yenmek istedim,” dedi, kendi kendine gülerek. “Bir hafta boyunca beni izlediniz, değil mi? Atlamadığım için.”
“Seni izledim,” diye itiraf etti Leyla, “ama o yüzden değil.”
Söz bir kez ağzından çıkınca geri almadı. Kırk dört yıl ona, söylenmiş doğru bir cümlenin pişmanlıktan daha hafif bir yük olduğunu öğretmişti. Sonra ayağa kalktı, merdiveni suya indirdi.
“Gel,” dedi. “Sana yüzmeyi öğretmeyeceğim, sadece suyun üstünde kalmayı. Bu daha önemli. İstemezsen tek bir kelime yeter; hemen çıkarız.”
Arda uzun süre karanlık suya baktı. Sonra gömleğini çıkardı ve merdivenin ilk basamağına adım attı. “İstiyorum,” dedi. “Ama elimi bırakma.”
“Bırakmayacağım. Sen bırak demeden.”
Su ılıktı; fosforlu planktonlar her hareketlerinde yeşil kıvılcımlar saçıyordu. Leyla bir elini onun sırtının altına, diğerini göğsüne koydu; Arda’nın kalbi avucunda bir martı gibi çırpınıyordu.
“Başını geri bırak,” diye fısıldadı. “Kulakların suya girsin. Denizin seni taşıyacağına güvenmen gerek.”
Arda bıraktı. Bir an, sonra bir an daha; ve sonunda yıldızların altında, Leyla’nın avuçlarının üzerinde süzülmeye başladı. Leyla elini yavaşça çektiğinde o fark etmedi bile. Fark ettiğinde ise gülmeye başladı; bu, yıllardır taşıdığı bir yükü sonunda bırakan bir adamın kahkahasıydı. Kahkaha koyun kayalıklarına çarptı, geri döndü, bir çello notası gibi uzadı.
Arda sırtüstü süzülürken gözlerini gökyüzüne dikmişti. “Yıldızlar buradan farklı görünüyor,” dedi. “Daha yakın.”
“Çünkü korkmuyorsun,” dedi Leyla. “Korkan insan yalnızca suya bakar.”
Ama Leyla’nın aklında başka bir şey vardı: saat. Kolundaki saat gece yarısına iki dakika kaldığını gösteriyordu.
Bir kaptan kuralını ne zaman bozar?
Merdivene tutunduklarında yüzleri birbirine çok yakındı. Arda’nın kirpiklerinden tuzlu damlalar süzülüyordu.
“Kuralını biliyorum,” dedi. “Bora söyledi. Misafirle asla.”
“Kiraladığın süre gece yarısı doldu,” dedi Leyla, kolundaki saate bakmadan. “Artık misafir değilsin.”
“O hâlde neyim?”
“Sen söyle.”
“Seni öpmek isteyen biri,” dedi Arda. “Sen de istersen.”
Bu kez öpen o oldu; tuzlu, ağır ve tamamen kendi seçimiyle. Arda’nın elleri ıslak saçlarına gömüldü, bir soru gibi durdu; Leyla başını sallayıp onu kendine çektiğinde soru yerini bulmuştu. Güverteye nasıl çıktıklarını ikisi de sonradan hatırlayamadı. Hatırladıkları tek şey, fenerin turuncu ışığının kamaraya inen basamaklarda giderek küçüldüğü ve teknenin, bir sırrı saklıyormuş gibi, demirinin etrafında usulca döndüğüydü.
Sabah Arda’nın not defteri dümenin yanında açık duruyordu. Bir haftadır yazdığı eser bitmişti; en üstte, çello için yazılmış partisyonun adı vardı: “Leyla, Suyun Üstünde.” Leyla sayfaya uzun uzun baktı, sonra kendi eski kural defterini çıkarıp ilk sayfadaki cümlenin üstünü tek bir çizgiyle çizdi.
Denizin seni taşıyacağına güvenmen gerek, demişti ona; şimdi aynı cümleyi, yirmi yıl sonra ilk kez, kendine söylüyordu.
Tam o sırada telsiz cızırdadı. “Meltem, burası Mavi Saat,” dedi Mert’in yumuşak sesi. “Poyraz döndü Leyla. Senin kural da döndü mü?” Leyla telsizi eline aldı, Arda’nın uykulu yüzüne baktı ve ilk kez, cevap vermeden gülümsedi.
#göcek#olgun kadın#tekne#yaz aşkı
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →