ssexhikayen ⌕

BDSM Sex Hikayeleri

Göreme’de Siyah Bir Kravat ve Pirinç Bir Zil

Bir tırmanış kursunda tanışan Aylin ve Tarık, güveni kaya otelinde bir kravat ve bir zille sınar. Şafakta ise kontrol el değiştirir.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 18 Eylül 2026

Siyah ipek kravat bileklerine ilk kez dolandığında Aylin, kaçmak isteyeceğini sanmıştı; bunun yerine avucundaki pirinç zili daha sıkı kavradı. Otuz bir yaşındaydı ve hayatında ilk kez, korkunun ve arzunun aynı damarda aktığını hissediyordu.

Göreme’deki Taş Saray kaya otelinin oyma odasında taş duvara yaslanmış, sevgilisinin elindeki kravatı izliyordu. Bir yıl önce Ankara’da bir kaya tırmanışı kursunda tanışmışlardı; ilk gün Tarık onun ipini tutmuş, Aylin de ilk kez korkmadan boşluğa sırtını vermişti. Şimdi o güveni başka bir biçimde sınamaya, kendi yazdıkları hafif bir BDSM hikayesini birlikte yaşamaya karar vermişlerdi.

Oteli Tarık seçmişti. Resepsiyonda onları karşılayan adam, kırk yaşlarında, siyah gömlekli, sesi tüf kadar yumuşak ve serin biriydi: otelin sahibi Aras Volkan. Anahtarı uzatırken Aylin’e değil, Tarık’a bakmıştı. “İstediğiniz her şey hazır,” demişti. “Şafak için de.” Aylin “Şafakta ne var?” diye sorduğunda iki adam da yalnızca gülümsemişti.

Kurallar, bir oyunu neden daha tehlikeli kılar?

Kuralları öğleden sonra, Güvercinlik Vadisi’nde yürürken konuşmuşlardı. Toz kokan patikada, güvercinliklerin oyuk gözleri onları izlerken Tarık bir defter çıkarmıştı; Aylin buna gülmüştü.

“Defterle mi baştan çıkaracaksın beni?”

“Defterle güvende tutacağım,” demişti Tarık. “Baştan çıkarmayı sonra konuşuruz.”

Bilekler yalnızca kravatla ve yalnızca önde bağlanacaktı. Göz bağı yoktu; Aylin onu görmek istiyordu. Acı yoktu, iz yoktu. Güvenli kelime Göreme‘ydi; Aylin konuşamazsa ya da konuşmak istemezse elindeki küçük pirinç zili yere bırakacaktı. Zilin sesi gelirse her şey dururdu.

“Ya ben durmak istemezsem ama sen durursan?” diye sormuştu Aylin.

“O zaman söylersin,” demişti Tarık. “Her şeyi söylersin. Oyun sessizlikten değil, konuşmaktan beslenir.”

Otuz üç yaşındaki Tarık, bir yazılım şirketinde proje yöneticisiydi ve hayatında her şeyi önceden planlardı. Bu gece de öyle yapmıştı; yalnızca bir ayrıntıyı, sabaha bıraktığı bir sürprizi Aylin’den saklıyordu.

Yürüyüşün sonunda bir kayanın gölgesinde durdular. Aylin defteri onun elinden alıp son sayfaya kendi el yazısıyla bir satır ekledi: “Sonrasında beni bırakma.” Tarık satırı okudu, bir şey söylemedi; yalnızca defteri kapatıp göğüs cebine koydu, kalbinin üstüne.

“Bu da bir kural mı?” diye sordu sonunda.

“En önemlisi,” dedi Aylin. “Ötekiler oyun için. Bu, oyundan sonrası için.”

Tarık onun elini tuttu ve vadinin geri kalanını öyle yürüdüler; tozlu, sıcak, sessiz. Aylin her adımda, akşamın neler getireceğini düşünmemeye çalıştı ve her adımda başaramadı.

Akşam yemeğinde, otelin terasında testi kebabının tuzlu buharı yüzlerine vururken ikisi de az konuşmuştu. Aşağıda Göreme’nin peri bacaları mor bir gölgeye gömülüyordu. Aylin masanın altında ayakkabısını çıkarıp ayağını Tarık’ın baldırına dayadığında, Tarık yalnızca kaşını kaldırmış ve “Henüz değil,” demişti.

O iki kelime, Aylin’in bütün akşam boyunca aklından çıkmadı. Odaya döndüklerinde, Tarık kapıyı kilitlerken o iki kelimenin artık geçerliliğini yitirdiğini bütün teniyle anladı.

Kaça kadar sayabilirsin, sesin titremeden?

“Ellerini uzat,” dedi Tarık.

Aylin uzattı. Kravat bileklerine dolandı, iki tur, gevşek bir fiyonk. İpek serindi, sonra teninin sıcaklığını alıp onun bir parçası oldu. Tarık düğümü bağladıktan sonra iki parmağını içine soktu, bir kez de Aylin’in kendisinin denemesini istedi. “Çekersen çözülür,” dedi. “Bilmeni istiyorum.”

“Biliyorum,” dedi Aylin. Sesi kendisine bile yabancı geldi; alçak, biraz boğuk.

Tarık bağlı bileklerini başının üstüne kaldırdı, demir karyola başlığının üzerine yerleştirdi ama hiçbir yere bağlamadı. “Orada tutacaksın. Ben say dediğimde sayacaksın. Saymayı bırakırsan dururum.”

Zili onun avucuna koydu, parmaklarını üstüne kapattı. Pirinç, tenine soğuk bir sikke gibi değdi. Sonra geri çekildi, odanın öbür ucundaki taş nişe oturdu ve onu izledi. Mum ışığı tüf duvarlarda dalgalanıyordu; balmumunun bal kokusu, taşın tozlu serinliğine karışıyordu. Aylin kollarının yukarıda, bedeninin savunmasız ve açık olduğunu hissetti; bunun korkutucu değil de baş döndürücü olduğunu fark etmek onu şaşırttı.

“Bana bakma öyle,” dedi.

“Nasıl?”

“Sanki bir haritaya bakar gibi.”

“Haritaya bakarım,” dedi Tarık. “Yolumu kaybetmemek için.”

Uzun bir sessizlik. Dışarıda bir köpek havladı, vadinin içinde yankısı dolaştı.

“Say,” dedi Tarık.

“Bir.”

Tarık kalktı, yatağın kenarına oturdu ve parmağının ucuyla bileğinden dirseğine kadar tek bir çizgi çizdi. “İki,” dedi Aylin. Dudakları omzuna değdi. “Üç.” Avucu kaburgalarının üstünden, ağır ağır, sanki bir haritayı okur gibi indi. “Dört.” Her sayıda bir dokunuş, her dokunuştan sonra uzun, bilerek uzatılmış bir bekleyiş. Aylin onuna geldiğinde sesi titriyordu; on beşte sayılar bir fısıltıya dönüşmüştü.

Ve on altıda Tarık durdu. Elini çekti. Ayağa kalktı.

Aylin gözlerini açtı. Zil avucunda terlemişti.

Zil çalmazsa, sessizlik ne anlama gelir?

“Hâlâ benimle misin?” diye sordu Tarık, yüzünü onun yüzüne yaklaştırarak. Nefesi şaraplı ve sıcaktı.

“Seninleyim,” dedi Aylin. “Neden durdun? Durma.”

“Bir şey değişirse söylersin,” dedi Tarık. “Soğuk, uyuşma, canını sıkan herhangi bir şey. Söylersen oyunu bozmuş olmazsın; oyunu oynanabilir kılarsın.” Aylin başını salladı ve bu cümlenin, ona dokunan bütün ellerden daha fazla tenini ısıttığını fark etti.

“Kollarım iyi,” dedi. “Kalbim değil. Çok hızlı.”

“Onu dinlemek istiyorum,” dedi Tarık ve kulağını göğsüne dayadı.

Ama sonra yine durdu, bilerek. Saymayı bıraktığı için değil, ona bunu da göstermek istediği için: kontrol elindeydi ve bu kontrolü onun lehine kullanıyordu. Bekledi, bekletti. Aylin dudağını ısırdı, kollarını indirmemek için bütün iradesini kullandı. On yedi, on sekiz, on dokuz; sayılar artık dokunuşu değil, bekleyişi sayıyordu. Sonunda Tarık eğildi ve onu öptü; ilk kez, yirmi bir sayı sonra, derin ve sabırsız bir öpücükle.

Zil bütün gece Aylin’in avucunda kaldı. Bir kez parmakları gevşedi; pirinç tıkırdadı, neredeyse düşüyordu. Tarık hemen fark edip başını kaldırdı, bütün bedeni kaskatı kesildi.

“Aylin?”

Aylin gülerek zili sıktı. “Göreme değil,” dedi, “sadece sen.”

Kravatın fiyonkunu Tarık ancak çok sonra, Aylin “Artık seni tutmak istiyorum,” dediğinde çözdü. Aylin’in serbest kalan elleri ilk iş olarak onun sırtına sarıldı; terli, sıcak, tanıdık bir sırt. Mumlar birer birer erirken, vadinin kayalarına çarpan rüzgâr pencerenin önünde dolaştı ve sustu.

Sonrasında Tarık bileklerini avuçlarının arasında uzun uzun ısıttı, kravatın bıraktığı hiçbir iz olmadığını parmak uçlarıyla tek tek kontrol etti. Ona ılık ıhlamur getirdi, yorganı omuzlarına çekti.

“Nasılsın?” diye sordu. “Gerçekten.”

“Hafif,” dedi Aylin. “Sanki biri içimdeki bütün düğümleri çözmüş.”

“Yarın konuşalım mı? Neyi sevdiğini, neyi bir daha istemediğini.”

“Yarın,” dedi Aylin, gözleri kapanırken. “Şimdi sadece tut beni.”

Onun göğsünde, kendini tırnağının ucuna kadar güvende hissederek uyudu. Uykuya dalmadan önceki son düşüncesi, Tarık’ın kalbinin neden hâlâ bu kadar hızlı attığıydı.

Şafakta, güvenli kelime kime aittir?

Sabah beşte Tarık onu nazikçe uyandırdı. “Giyin,” dedi. “Bir sürprizim var.”

Otelin avlusunda Aras Volkan, elinde bir fenerle bekliyordu; bu saatte uyanık olmasına kimse şaşırmamış gibiydi. “Minibüs kapıda,” dedi. “Pilotunuz rüzgârın tam istediğiniz gibi olduğunu söylüyor.” Aylin’e döndü, ilk kez doğrudan ona baktı. “Bazı konuklar buraya teslim olmak için gelir, Aylin Hanım. Bazıları teslim almak için. En iyileri ikisini aynı gece yapar.”

Yirmi dakika sonra, karanlık bir tarlanın ortasında, alevle şişen dev bir balon sepetinin önündeydiler. Brülörün kükremesi göğüslerine vuruyor, propan kokusu sabah ayazına karışıyordu. Aylin şaşkınlıkla Tarık’a döndü. Tarık’ın yüzü bembeyazdı.

“Sen yükseklikten korkarsın,” dedi Aylin. “Tırmanış kursuna da beni izlemek için gelmiştin, kendin hiç duvara çıkmadın.”

“Korkarım,” dedi Tarık. Sesi titriyordu ama gülümsüyordu. “Dün gece sen bana bileklerini verdin. Bu sabah ben de sana bir şey vermek istedim.” Sepete tutundu, Aylin’in elini aradı ve sıkıca kavradı. Avucu buz gibiydi. “Bir tek şartım var. Yukarıda elimi hiç bırakmayacaksın. Benim güvenli kelimem de sensin.”

“Ya inmek istersen?”

“Adını söylerim. İnmeyi değil, seni.”

Balon yerden ağır ağır kalkarken, vadinin üzerinde yüzlerce renkli küre gün ışığına yükseliyordu. Aşağıda Taş Saray’ın avlusunda tek bir fener hâlâ yanıyordu. Aylin, titreyen elini avucunda tutarak sevgilisinin kulağına eğildi ve gülümseyerek fısıldadı: “Bu sefer kontrol bende.”

Taş Saray’ın kapısında Aras Volkan’ın bıraktığı ikinci zarfta, bu kez Aylin’in adı ve bir oda numarası yazıyordu.

Aras Volkan

#güven#güvenli kelime#kapadokya#kaya oteli

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Alsancak’ta Yirmi İki Dakikalık Bir Sözleşme Bütün gün emir veren bir şef, bir geceliğine hiçbir şeye karar vermemek ister. Leyla'nın kuralları ve bir plağın kılıfındaki not, geceyi unutulmaz… Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış