ssexhikayen ⌕

Okur İtirafları

Her Gece Bana Kitap Okuyan Sesin Sahibi

Moda'da yaşayan Melis, her gece uyumadan dinlediği gizemli sesin apartmandaki komşusuna ait olduğunu bir aidat toplantısında öğrenir.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 18 Temmuz 2026

Aylarca her gece bir adamın sesiyle uyudum ve o adamın benden yalnızca iki kat aşağıda yaşadığını hiç bilmedim. Bunu öğrendiğim akşam elimdeki çay bardağı az kalsın bir apartman toplantısının ortasında yere düşüyordu.

Yıllardır bu tür sitelerde okuduğum itirafların hep başka şehirlerde, başka insanların başına geldiğini düşünürdüm. Otuz bir yaşındayım, adım Melis. Moda’da, denize iki sokak mesafedeki eski bir apartmanın en üst katında yalnız yaşıyorum ve şimdi oturmuş kendi erotik itiraf hikayemi yazıyorum. Pencerem açık. Dışarıda martılar, aşağıda bir motosiklet, masamda soğumuş bir ıhlamur. Ve kulağımda hâlâ o ses.

O ses neden bu kadar tanıdıktı?

Her şey Gece Okumaları adlı küçük bir podcast ile başladı. Onu bana Zeynep Tuna önerdi; daha doğrusu sesi. Kadıköy’den yayın yapan Gece Yarısı İtirafları‘nın yirmi yedi yaşındaki sunucusu, bir bölümün sonunda “Uyuyamayanlara bir reçete,” demişti, “kimliğini kimsenin bilmediği bir okur var. Sesi battaniye gibi.” O gece aradım, buldum, dinledim.

Kimliği belirsiz bir adam, haftada üç gece Sait Faik’ten, Sabahattin Ali’den, bazen de kendi yazdığı kısa metinlerden okuyordu. Sesi alçak, hafif boğuktu. Cümlelerin sonunu sanki bir sır verir gibi yavaşlatıyordu. Arkada bazen bir sayfa hışırtısı, bazen uzaktan bir vapur düdüğü duyuluyordu.

Işıkları söndürüp kulaklığı takıyor, o sesin tenime değdiğini hayal ederek uyuyordum. Boynumdan aşağı inen sıcak bir nefes gibi. Saçma olduğunu biliyordum. Yine de bölüm geç yüklendiği gecelerde sinirleniyor, odamda volta atıyordum.

Bir gece bölümün ortasında, bir cümlenin tam arasında, adam güldü. Kısa, kendi kendine bir gülüş. “Affedersiniz,” dedi mikrofona. “Biri… biri yine güldü sanki.” Sonra okumaya devam etti. Ben yatakta doğrulup karanlığa bakakaldım. Kim? Nerede? Neden bu cümle beni bu kadar huzursuz etti?

Merdiven boşluğunda kim kızardı?

Kasım’ın ortasında yöneticimiz Nermin Hanım bir apartman toplantısı yaptı. Konu çatı tamiri ve aidat artışıydı; sıkıcı geçecekti. Bodrum kattaki ortak odada nem ve kalorifer kokusu vardı, plastik sandalyeler gıcırdıyordu. Herkes şikâyet ederken arkadan biri söz aldı:

“Çatıyı ben yaptırırım, tanıdığım bir usta var. Yeter ki bu kış bir daha tavandan su damlamasın.”

Elimdeki çay bardağı titredi. O sesi binlerce kez, gece yarısı, karanlıkta, kulağımın dibinde duymuştum. Döndüm.

Üçüncü kattaki dairede oturan, merdivenlerde birkaç kez selamlaştığım, adının Kerem olduğunu posta kutusundan bildiğim adamdı bu. Sonradan otuz beş yaşında olduğunu öğrendiğim, gözlükleri burnunun ucuna kaymış, kazağının kolları boyaya bulanmış bir adam. Yüzüm alev alev yandı. Toplantının geri kalanında başımı bir daha kaldırmadım.

Çıkışta merdivenlerde yanıma geldi. Otomatik ışık söndü, biri düğmeye bastı, yeniden yandı.

“Siz en üst kattasınız, değil mi?” dedi. “Tavanınızdan su damlıyorsa söyleyin, usta oraya da baksın.”

“Damlamıyor,” dedim.

Sonra, kendimi durduramadan ekledim: “Ama siz geçen salı Sait Faik okurken bir cümleyi iki kez okudunuz. ‘Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.’ Bilerek mi yaptınız?”

Durdu. Merdiven boşluğunun loş ışığında yüzünde önce şaşkınlık, sonra yavaşça yayılan bir gülümseme gördüm.

“Bilerek,” dedi. “Biri dinliyor diye düşündüğüm için.”

“Kim?”

Gülümsemesi derinleşti. “Yarın akşam gelin, anlatayım. Üçüncü kat, zili bozuk. Kapıyı vurun.”

Işık yine söndü. Bu kez kimse düğmeye basmadı.

O gece uyuyamadım. Saat bire doğru telefonum titredi: Gece Okumaları’na yeni bölüm eklendi. Kulaklığı taktım, nefesimi tuttum.

“Bu gece kısa bir metin okuyacağım,” dedi o ses. “Kendi yazdığım. Adı ‘Merdiven’. Bir apartmanda, birbirini yıllardır tanıyan ama hiç tanımayan iki insanın hikâyesi.” Durdu. “Bu bölüm, en üst kattaki dinleyicime.”

Yorganı başıma çektim. Karanlıkta yüzümün sıcaklığını kendi avuçlarımda hissettim. Metin yalnızca dört dakikaydı. Bir merdiven, sönen bir ışık, birinin düğmeye basmaması. Dört dakika boyunca tek bir kez bile nefes almadığımı, bölüm bitince ciğerlerimin yanmasından anladım. Sonra, kendime engel olamadan, güldüm.

Aşağıdan, çok uzaktan, bir kahkaha karşılık verdi.

Ertesi sabah aynaya bakıp kendime sordum: Bu akşam o kapıyı gerçekten vuracak mısın? Aynadaki kadın cevap vermedi. Ama rujunu çoktan seçmişti.

Tavandan gelen kahkahayı kim duydu?

Ertesi akşam kapısını iki kez vurdum. İçerisi kitap, terebentin ve demli çay kokuyordu. Duvarlarda yarım kalmış tuvaller, pencerenin önünde bir masa, masanın üstünde süngerli siyah bir mikrofon.

Asıl itirafı ben değil, o yaptı.

“Aylardır,” dedi, “bölümleri kaydettiğim gece yarısı saatlerinde tavanımdan hafif bir kahkaha duyuyorum. Tam da kendi yazdığım şakalı cümlelerde. Tam da doğru saniyede.”

“Tavanınız… benim yatak odam değil,” dedim. “Dördüncü kat arada.”

“Dördüncü kat boş,” dedi. “Altı aydır. Sesler boş dairelerden geçer, bilmiyor muydunuz?”

Bilmiyordum.

“Önce tesadüf sandım,” dedi. “Sonra bir gece bölümü bilerek on dakika geç yükledim. Ve tavanda biri sinirle volta atmaya başladı.”

Utançtan ölebilirdim. Bunun yerine güldüm. O da güldü. Kahkahamız odanın içinde, mikrofonunun hemen yanında birbirine karıştı. Sonra bir sessizlik oldu. O sessizlik aylardır kulaklığımda dinlediğim bütün duraksamalardan daha yoğundu.

“Size bir şey okumamı ister misiniz?” dedi. “Bu kez kayıt olmadan. Sadece sizin için.”

“İsterim,” dedim. “Ama bana siz demeyi bırakırsan.”

Kitaplığından ince bir şiir kitabı çekti, kanepede yanıma oturdu. Okumaya başladığında sesi kulaklıktan gelen o sesti. Ama bu kez nefesini de duyuyordum. Omzum omzuna değiyordu. Sayfa çevirirken parmakları dizime dokunup geri çekiliyordu. Kazağı yünlüydü, biraz da sabun kokuyordu.

Üçüncü şiirin ortasında durdu. Kitabı kapamadan bana baktı.

“Seni öpmek istiyorum Melis,” dedi. “Ama şu an kalkıp gidersen de bu gece yine güzel bir gece olur.”

Kalbim kulaklarımda atıyordu. Kitap aramızda, açık, beklerken.

“Kalkmalı mıyım sence?” diye sordum, sesim kendi kulağıma bile fısıltı gibi geldi.

“Bunu sana ben söyleyemem,” dedi. “Ama bir şey söyleyebilirim: Kalırsan, bu sefer kahkahanı tavandan değil, buradan duymak istiyorum.”

Yayınlanmayan bölümde ne vardı?

Kalkmadım. Kitabı elinden alıp sehpaya bıraktım.

“Ben de istiyorum,” dedim, sesimin titremesine aldırmadan.

İlk öpücüğü aylardır tanıdığım bir sesin dudaklarında bulmak tuhaftı. Sanki birini ilk kez görüyor ama çok eskiden tanıyordum. Dudakları sıcaktı, biraz çay, biraz tuz. Parmakları ensemde, saçlarımın arasında dolaştı. Her dokunuşta bir cümlenin sonu gibi yavaşladı. Kulağıma bir şeyler fısıldadı. Ne dediğini hatırlamıyorum. Yalnızca sesin titreşimini boynumda hissettiğimi hatırlıyorum.

Bir ara elimi tuttu. “Emin misin?” diye sordu.

Gözlüğünü çıkarıp sehpaya, kitabın yanına koydum. Bu benim cevabımdı. O da öyle anladı.

“Evet,” dedim yine de. “Sesli söylemek istedim. Sen sesli şeyleri seversin.”

Güldü, alnını alnıma dayadı. Masa lambasını söndürdü. Pencereden Moda’nın sokak lambaları ve uzaktan bir vapur düdüğü süzüldü içeri. Kayıt cihazının kırmızı ışığı karanlıkta bir süre yanıp söndü. Sonra o uzanıp onu da kapattı.

O gece hakkında size anlatabileceğim her şey bu kadar. Gerisi, ikimiz arasında kalması gereken bir fısıltı.

Sabah merdivenlerden yukarı çıkarken Nermin Hanım’a yakalandım. Elinde aidat defteri, gözlüğü başının üstünde, beni tepeden tırnağa süzdü. Dünkü elbisem, dağınık saçlarım, elimde bir şiir kitabı.

“Çatı meselesini Kerem Bey’le mi konuştunuz kızım?” diye sordu.

“Konuştuk,” dedim. “Uzun uzun.”

“İyi,” dedi Nermin Hanım, defterine bir şey not ederek. “Bu binada herkes birbirini duyar. Bari güzel şeyler duysun.”

Kapımı kapatıp sırtımı dayadım ve kahkahamı bu sefer içime gömdüm. Kimse duymasın diye. Ama birinin duyduğunu biliyordum.

Şimdi hâlâ en üst kattayım, o hâlâ üçüncü katta. Ama haftada üç gece, bölümler kaydedilirken merdivenden aşağı iniyorum. Kahkahamı artık tavandan değil, mikrofonun hemen yanından duyuyor. Bazen bir cümleyi bilerek iki kez okuyor. Ben de bilerek gülüyorum.

Dinleyicilerden biri geçen hafta yorumlara “Son bölümlerde sesinde bir mutluluk var” yazmış. Haklı. Ama o mutluluğun başladığı geceyi kimse dinleyemeyecek, çünkü o bölüm hiçbir zaman yayınlanmadı; yalnızca benim için okundu.

Dün gece gelen kutumda bir e-posta vardı. Gönderen Zeynep Tuna’ydı: Gece Okumaları’nın gizemli sesiyle bir itiraf bölümü yapmak istiyoruz. Bize bir dinleyicisini getireceğini söyledi. Sen misin?

Zeynep Tuna'nın Gece Yarısı İtirafları'nda kaydedilecek o bölümde Melis ilk kez kendi sesiyle konuşacak.

Zeynep Tuna

#ilk öpücük#kadıköy#komşu#moda#podcast

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Zeynep Tuna başka bir hikayede Gece Yarısı İtirafları’na Gelen İmzasız Mesaj Zeynep her gece başkalarının itiraflarını okur. Bir gece gelen mesaj onun sesine, onun mikrofonuna, onun dudaklarına yazılmıştır. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış