ssexhikayen ⌕

Romantik Sex Hikayeleri

Her Gece İkide Çalınan Şarkının Sahibi

Nehir'in gece programını her gece ikide arayan gizemli Kuzey, aslında sandığından çok daha yakındır; yalnızca bir cam kadar.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 7 Ağustos 2026

“Bu geceki şarkı yine adını bilmediğim birine,” dedi telefondaki ses, tam saat ikide, her gece olduğu gibi. Otuz bir yaşındaki Nehir mikrofonun önünde nefesini tuttu; bir aydır onu arayan bu adam, kendine yalnızca Kuzey diyordu ve sesi, romantik aşk hikayesinin ilk cümlesini kurmak üzere olan biri gibi titriyordu.

“Sesini her gece duyuyorum ama yüzünü hiç görmedim,” diye devam etti Kuzey o salı. “Eski bir Türkçe şarkı çalar mısınız? Gitmekle ilgili olmasın ama, kalmakla ilgili bir şey olsun.”

Nehir, Kızılay’da eski bir iş hanının dördüncü katına sıkışmış küçük bir radyoda, her gece yarısından sabaha kadar dinleyici isteklerini çalıyordu. Yalnız taksiciler, uykusuz asistanlar, nöbetteki hemşireler arardı. Stüdyo toz, sıcak elektronik ve eski plak kılıflarının tatlımsı küf kokusuyla doluydu. Nehir gülümsedi, cam bölmenin ardındaki ses masasında oturan Emre’ye işaret etti. Otuz beş yaşındaki ses teknisyeni kulaklıklarını boynuna indirdi, başparmağını kaldırıp parçayı hazırladı. Üç yıldır aynı stüdyoda, aynı geceleri paylaşıyorlardı ve Nehir, onun termosundan yayılan ıhlamur kokusunu kendi sesinden daha iyi tanıyordu.

Camın öbür tarafındaki adam neden hep gözlerini kaçırırdı?

Emre az konuşan biriydi. Her gece yayın başlamadan önce Nehir’in mikrofonunu onun boyuna göre ayarlar, kupasına ıhlamur doldurur, sonra camın arkasındaki yerine dönerdi. Nehir bazen bir şarkının ortasında başını kaldırdığında onun kendisine baktığını yakalardı; Emre hemen gözlerini ekrana indirir, sanki bir ses dalgası çok önemliymiş gibi kaşlarını çatardı. Nehir buna gülümser, sonra unuturdu. Ya da unuttuğunu sanırdı.

“Bu gece Kuzey yine arar mı sence?” diye sordu bir gece, reklam arasında, mikrofonun düğmesini kapatıp cama doğru eğilerek.

Emre interkomu açtı. Hoparlörden gelen sesi her zamankinden bir ton kalındı. “Arar. Her gece arıyor.”

“Sence nasıl biri?”

Emre bir süre ekrana baktı. “Korkak,” dedi sonunda. “Yüzünü göstermeyen herkes biraz korkaktır.”

“Ya da biraz romantik,” dedi Nehir.

Emre cevap vermedi, interkomu kapattı. Ama Nehir camın yansımasında onun dudaklarının kıpırdadığını gördü; ne dediğini hiç duyamadı.

Kuzey’in aramaları bir ayı geçtiğinde Nehir kendini saat ikiyi beklerken buldu. Bir dinleyiciye kapılmanın saçma olduğunu biliyordu; yine de adamın şarkı seçimlerinde ona tuhaf biçimde tanıdık gelen bir şey vardı. Bir gece Kuzey, Nehir’in sabaha karşı hep aynı bozlağı kendine çaldığını söyledi. Nehir bunu yayında hiç söylememişti. O gece mikrofonun önünde ilk kez sesi tutuldu ve parçayı başlatmak için Emre’nin cama vurmasını bekledi.

Ertesi akşam yayından önce, her zaman yaptığı gibi, Saat 23’e uğradı. Kızılay’ın arka sokağındaki loş bar, yarı karanlık, viski ve portakal kabuğu kokulu, köşede bir pikabın cızırdadığı bir yerdi. Tezgâhın arkasındaki Baran, otuz üç yaşında, herkesin sırrını bilip hiçbirini söylemeyen o barmen, onu görünce bir bardak bergamotlu çay koydu önüne.

“Yüzünde bir dinleyici var,” dedi.

“Nereden bildin?”

“İnsanlar ya bir şarkı yüzünden içer ya bir ses yüzünden. Sen bir şey içmiyorsun, demek ses.” Baran bir limon kesti, bıçağın tahtaya vuruşu düzenli bir metronom gibiydi. “Sana bir şey söyleyeyim mi? Ama benden duymadın.”

“Söyle.”

“Bazen en uzaktan gelen ses, en yakındakinin sesidir. Bir de… arşiv odasının penceresi buraya bakıyor. Gece bir buçukta ışığı yanıyor, saat ikide sönüyor. Her gece.”

Nehir bardağı dudaklarına götürdü ve elleri titredi.

Arşiv odasının dahili hattı kimi saklıyordu?

Sonraki günlerde Kuzey’i düşünmeden duramadı. Kızılay’ın kalabalığında, Sakarya Caddesi’nde balık ekmek kuyruğunda, dolmuşta yanına oturan her adamın sesine kulak kabarttı. Hiçbiri o değildi. Kuzey, sanki yalnızca gecenin ikisinde ve yalnızca onun için var oluyordu. Baran’ın cümlesi kafasının içinde bir şarkı nakaratı gibi dönüp duruyordu.

O gece yayın bitince ses masasının yanına gitti, Emre’nin omzunun üzerinden ekrana eğildi. Saçlarının ucu adamın yanağına değdi; Emre kıpırdamadı. Telefon santralinin kayıtları açıktı. Kuzey’in her gece aradığı numara dışarıdan bir hat değil, binanın arşiv odasındaki dahili hattı gösteriyordu: 104. Nehir’in kalbi bir an durdu, sonra tekleyerek yeniden çarpmaya başladı.

“Arşiv odası,” dedi sessizce.

Emre başını kaldırmadı; kulaklarının kızardığını görmek için ışığa gerek yoktu.

“Her gece bir buçukta plak almaya iniyorsun,” diye devam etti Nehir. “Ve tam ikide geri dönüyorsun. Saat 23’ten arşivin ışığı görünüyor, biliyor muydun?”

“Baran,” dedi Emre, gözlerini kapatarak. “Tabii ki Baran.”

Emre sonunda ona baktı. “Yüzüne bakarak söyleyemedim,” dedi. “Üç yıl boyunca camın arkasından sesini dinledim. Kuzey olarak konuşmak daha kolaydı. Kuzey benden daha cesur, benden daha az sıkıcı.” Yutkundu. “Kızgınsan anlarım; yarından itibaren başka bir teknisyenle çalışmak istersen müdüre ben söylerim.”

“Bozlağı nereden biliyordun?”

“Sabaha karşı, yayın kapandıktan sonra mikrofonu kapatmayı unutuyorsun. Ben hiç kayıt almadım, yemin ederim. Sadece… kulaklığı çıkarmadım.”

Nehir uzun süre konuşmadı. Ekrandaki 104 numarası yanıp sönüyordu.

Kırmızı ışık sönünce kim konuşacak?

Nehir cevap vermek yerine stüdyonun kapısını kapattı ve “Yayında” yazan kırmızı lambanın düğmesine bastı; ışık söndü. Sabahın dördüydü, aşağıda Atatürk Bulvarı’ndan geçen son dolmuşun sesi duyuluyordu, havalandırmanın uğultusu bir anda çok yüksek geldi. Emre’nin önünde durdu, onun kulaklığını nazikçe boynundan çıkarıp masaya bıraktı.

“Kızgın değilim,” dedi. “Yalnızca bir aydır sesine kapıldığım adamın, her gece bana ıhlamur getiren adam olduğunu öğrenmek biraz başımı döndürdü.”

“İyi bir baş dönmesi mi?”

“Henüz bilmiyorum. Bana Kuzey’in sesiyle bir şey söyle.”

Emre yutkundu. “Seni öpebilir miyim?” diye sordu; sesi yayındaki Kuzey kadar titrekti, ama bu sefer arada cızırtı yoktu.

Nehir cevap olarak onun gömleğinin yakasını tutup kendine çekti.

Öpücük, üç yılın biriktirdiği bütün sessizlik kadar uzundu. Emre’nin elleri önce çekingen, sonra Nehir’in belinde emin bir sıcaklıkla durdu. Nehir onun boynundaki ıhlamur ve eski plak kokusunu içine çekti; adamın nefesi kulağına değdiğinde, bunca yıl dinlediği bütün gece seslerinin bu an için yapılmış bir prova olduğunu düşündü.

Ses masasının düğmeleri sırtına batınca güldüler. “Bir fader’ı açtın,” dedi Emre, nefes nefese. “Az kalsın bütün Ankara bizi dinliyordu.”

“Belki dinlesinler,” dedi Nehir. “Gece yarısı programının en iyi bölümü olurdu.”

Emre onu stüdyonun köşesindeki eski kanepeye götürürken her adımda durup “Emin misin?” diye sordu; Nehir de her seferinde “Hiç bu kadar emin olmamıştım,” diye fısıldadı. Işıkların hepsini söndürdüler. Yalnızca ses masasının yeşil seviye göstergeleri, iki kişinin hızlanan nefesine eşlik eder gibi karanlıkta yanıp söndü. Kanepenin eskimiş kadifesi tenlerine sürtündü, pencere camında çiseleyen yağmurun sesi büyüdü.

Sonrasında, Emre’nin ceketine sarınmış hâlde, Nehir onun göğsünde kalbinin yavaşlamasını dinledi. Pencereden Kızılay’ın ilk mavi ışığı süzülürken Emre parmaklarını onun saçlarında gezdirdi ve kimseye duyurmadan, yalnızca ona bir şarkı mırıldandı. Nehir gözlerini kapattı; o ses, telefonun cızırtısı olmadan, kulağının dibinde çok daha güzeldi.

Ertesi gece saat ikide telefon çalacak mı?

Akşam, yayından önce, Nehir yine Saat 23’e uğradı. Baran tezgâhın arkasında bardak siliyordu; onu görünce hiçbir şey söylemedi, yalnızca önüne iki bardak ıhlamur koydu.

“İki tane?”

“Biri camın öbür tarafı için,” dedi Baran. “Artık ikisini birden taşıyabilirsin.”

“Sen her şeyi biliyordun,” dedi Nehir.

Baran omuz silkti, bardağı ışığa tutup kontrol etti. “Ben sadece barmenim. İnsanlar bana ne anlatırsa onu bilirim. O da her cuma burada oturup sana nasıl söyleyeceğini anlattı. Üç yıl boyunca.”

O gece saat ikide telefon çalmadı. Onun yerine Nehir mikrofonu açtı ve camın öbür tarafında gülümseyen adama bakarak dinleyicilerine seslendi: “Bu geceki şarkı, artık adını bildiğim birine.”

Parça başladı. Ve tam o anda, santralin ekranında yeni bir çağrı yandı. Dahili hat değildi bu sefer; dışarıdan, gizli bir numaradan geliyordu. Emre kaşlarını kaldırdı. Nehir bir an tereddüt etti, sonra butona bastı. “Gece programı, dinliyorum.”

Hatta bir kadın sesi vardı, gülümseyen, tanıdık. “Ben bir itiraf için aramıştım,” dedi. “Ama sanırım bu gece sizin itirafınızı dinlemeye geldim.”

Gece yarısı stüdyoyu arayan o tanıdık kadın sesi, Kadıköy'deki Gece Yarısı İtirafları'nın yeni bölümünü Kızılay'a taşıyor.

Baran Ece

#ankara#gizli hayran#radyo#romantik

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Baran Ece başka bir hikayede Peçetedeki Dördüncü Kural Neden Boş Kaldı? Ece ile Can'ın on bir yıllık evliliğinde kurallar hep bir peçeteye yazılır. Bu gece Saat 23'te yazılan peçetenin son satırı boş; Ece… Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış