Evli Çift Sex Hikayeleri
Kadife Sokak’ta Bir Yabancı: Kocasıyla İlk Randevu
Ev arkadaşına dönüştüklerinden korkan Zeynep ve Emre, Kadife Sokak'ta bir barda yabancı gibi tanışır. Oyunun tek kuralı, gecenin sonunda söylenecek bir gerçektir.
“Ev arkadaşı olduk,” dedi Zeynep bir gece yarısı, bulaşık makinesini boşaltırken, ve yüksek sesle söylenince cümle kafasındakinden çok daha ağır geldi. Otuz beş yaşındaydı, sekiz yıllık evliliğinde kocasını en son ne zaman merakla izlediğini hatırlamıyordu; karı koca arasındaki tutku söner mi, yoksa yalnızca saklanır mı, o gece ikisi de bilmiyordu.
Emre’yle Yeldeğirmeni’ndeki dairelerinde aynı koltukta dizi izliyor, aynı market listesini paylaşıyor, aynı yatakta sırt sırta uyuyorlardı. Tabakların birbirine çarpan sesi mutfakta bir süre asılı kaldı. Otuz yedi yaşındaki Emre bir şey söylemedi; elindeki bardağı kurulamaya devam etti, ama Zeynep onun omuzlarının gerildiğini gördü.
Sonra tabakları dolaba yerleştirirken Emre konuştu. “Cumartesi akşamı Kadife Sokak’taki o küçük barda,” dedi. “Ayrı ayrı gelelim. Birbirimizi tanımıyormuş gibi yapalım. Tek bir kural var: Yabancı, gecenin sonunda bir doğru söyleyecek. Gerçekten doğru bir şey.”
“Ciddi misin?”
“Hiç olmadığım kadar.”
Zeynep güldü; sonra gülmeyi bıraktı, çünkü Emre ciddiydi. Ve o gece, aylardır ilk kez, uyumadan önce tavana bakıp bir şeyi merak etti.
Bar taburesindeki kadın kimi bekliyordu?
Cumartesi Zeynep yarım saat erken geldi. Siyah, sırtı açık bir elbise giymişti; iki yıldır dolabında etiketleriyle bekleyen bir elbise. Bar loştu, duvarlarda eski konser afişleri, hoparlörden kısık bir Fransız şarkısı. Tezgâhın ucuna oturdu, bir kadeh şarap istedi ve kapıya bakmamak için kendini zorladı. Kalbi, ilk randevusuna giden yirmi iki yaşındaki bir kız gibi atıyordu ve bu duygu onu hem utandırıyor hem de büyülüyordu.
Emre içeri girdiğinde onu hiç görmemiş gibi yaptı. Gri bir ceket, hiç takmadığı bir gözlük, farklı taranmış saçlar; bir de Zeynep’in tanımadığı, keskin, odunsu bir koku. İki tabure öteye oturdu, barmenle şakalaştı, bir viski istedi. Barmen, sanki her şeyi biliyormuş gibi, ikisinin önüne aynı anda birer kâse kavrulmuş badem bıraktı.
Zeynep onu yan gözle izlerken tuhaf bir şey fark etti: Bu adam ona yabancı gelmiyordu ama evdeki adama da benzemiyordu. Daha dikkatli, daha yavaş, daha cesurdu. Bardağını tutuşu bile farklıydı.
Bir süre sonra Emre ona doğru döndü. “Kitap okuyan biri olduğunuzu tahmin ediyorum,” dedi. “Kadehinizi bir romanın sayfası gibi tutuyorsunuz.”
“Bu, duyduğum en kötü tanışma cümlesi,” dedi Zeynep.
“Biliyorum. Kötü olanlar akılda kalır.”
“Peki, adınız?”
Emre bir an duraksadı, sonra gözlüğünü burnunun üstünde düzeltti. “Bu gece için Kerim,” dedi. “Sizinki?”
Zeynep cevap vermeden önce kapının açıldığını duydu. İçeri giren kadın doğruca Emre’nin öbür yanındaki boş tabureye yürüdü ve Zeynep, bu oyunun içine hiç hesaba katmadıkları birinin girdiğini hissetti.
Yabancı hangi doğruyu söyleyecekti?
Kadın otuz dört yaşındaydı; dalgalı kestane saçları, mürekkep lekeli parmakları ve barın öbür ucuna kadar duyulan bir kahkahası vardı. Emre’ye çakmak sordu. Emre kibarca sigara içmediğini söyledi ama kadın gitmedi; gülümseyerek sohbeti uzattı. Moda’da oturduğunu, çevirmen olduğunu, gece kuşu olduğu için bu saatte ancak uyandığını anlattı. Adı Defne’ydi.
“Siz de mi yalnızsınız?” diye sordu Defne, başını Zeynep’e doğru eğerek.
“Bu gece öyle,” dedi Zeynep. “Yarın kim bilir.”
Defne bir an ikisine baktı, sonra gözlerinde muzip bir ışık yandı; ama hiçbir şey söylemedi, yalnızca kadehini kaldırdı. “O zaman yarına,” dedi.
Zeynep göğsünde yıllardır hissetmediği küçük, sıcak bir kıskançlık kıvılcımı duydu. Şaşırdı; sonra bu kıvılcıma minnet duydu. Demek hâlâ yanabiliyordu.
Defne bir süre sonra kadehini alıp arkadaşlarının masasına geçti. Zeynep ile Emre yeniden baş başa kaldılar ve konuştular. Emre kendine bir hayat uydurdu, Zeynep başka bir şehir, başka bir meslek. Ama gece ilerledikçe uydurdukları şeylerin arasından gerçekler sızmaya başladı. Zeynep üniversitede Fenerbahçe Parkı’nda bisikletten düşüp çenesini nasıl yardığını anlattı, Emre babasıyla hiç barışamadığını.
“Hiç gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz var mı?” diye sordu Emre bir ara.
Zeynep düşünmeden cevap verdi. “Lizbon’da bir ay yaşamak. Sabahları dil kursuna gidip akşamları tramvayın son durağına kadar gitmek.”
Emre bunu bilmiyordu; sekiz yıl boyunca hiç sormamıştı. Zeynep onun yüzünde bu bilgiyi bir hazine gibi sakladığını gördü.
“Sizin?” diye sordu Zeynep.
“Bir sabah uyanıp yanımdaki kadına, onu ilk gördüğüm günü anlatmak,” dedi Emre. “Ama uzun uzun. Neler giydiğini, nasıl güldüğünü, elindeki çantanın rengini. Hiç anlatmadım çünkü sanırım bildiğini sandım.”
Zeynep bakışlarını kadehine indirdi. Şarabın koyu yüzeyinde barın sarı ışıkları titriyordu. O günü kendisi de hatırlıyordu: Moda iskelesi, yağmur sonrası ıslak banklar, Emre’nin elinde tuttuğu ve hiç açmadığı bir şemsiye. Ama bunu söylerse oyun bozulacaktı; susmayı seçti ve bu susuş, ilk kez, aralarına mesafe değil sıcaklık koydu.
Gece yarısına doğru Zeynep oyunun kuralını hatırlattı. “Yabancı bir doğru söyleyecekti,” dedi. “Sıra sizde, Kerim Bey.”
Emre kadehini bıraktı. Gözlüğünü çıkardı ve bir an, rolün arkasından gerçek yüzü göründü. “Evliyim,” dedi. “Karımı sekiz yıldır seviyorum. Ama son aylarda ona nasıl dokunacağımı unuttum; reddedilmekten korktuğum için dokunmamayı seçtim. Ona bunu söyleyemedim, o yüzden size söylüyorum.”
Zeynep’in boğazında bir şey düğümlendi. Kendisinin de aynı şeyden korktuğunu, geceleri sırtını ona dönüşünün yorgunluktan değil gururdan olduğunu düşündü. Tam cevap verecekken arkasında biri hafifçe boğazını temizledi.
Çakmak soran kadın neyi fark etmişti?
Defne çıkmak üzereydi; montunu giymiş, çantasını omzuna atmıştı. Zeynep’in yanından geçerken tezgâha katlanmış bir peçete bıraktı, göz kırptı ve kahkahasını kapıya kadar taşıyarak gitti.
Zeynep peçeteyi açtı. Mürekkep hafifçe dağılmıştı: “Kocan olduğunu ilk dakikada anladım. Yabancılar birbirine böyle bakmaz. Bu gece onu eve götür.”
Güldü; gözleri yaşararak güldü. Sonra taburesinden inip Emre’nin önünde durdu.
“Karınız da aynı şeyi yapıyordu,” dedi. “Size bir sır vereyim: Bu gece dokunursanız sizi reddetmeyecek.”
Emre elini uzattı ama dokunmadı; avucunu açık tuttu ve onun kararını bekledi. Barın loş ışığında o açık avuç, sekiz yılın bütün sessizliğinden daha çok şey söylüyordu. Zeynep parmaklarını o avuca bıraktı.
“Evet,” dedi. “Bu bir davet.”
Barmen başını kaldırmadan, iki kâse bademi tezgâhtan aldı. Zeynep kapıya yürürken, Emre’nin hesabı öderken neden bu kadar uzun süre gülümsediğini merak etti.
Yeldeğirmeni’ne dönüş ne kadar sürer?
Kadife Sokak’tan eve yürüdüler; normalde yirmi dakikalık yol bir saat sürdü. Her sokak lambasının altında durdular, Bahariye’nin kapanmış vitrinlerine yaslandılar, sekiz yılda edindikleri bütün o tembel öpüşme alışkanlıklarını unutup yeniden öğrendiler. Gece ılıktı, kaldırımlar ıhlamur kokuyordu, uzaklardan bir vapurun düdüğü geliyordu.
Bir ara Moda Caddesi’nin köşesinde, kapanmak üzere olan bir büfenin önünde durdular. Emre iki simit aldı, birini ona uzattı. “Yabancılar böyle yapar mı?” diye sordu Zeynep, susamları avucuna dökerken. “Bu yabancı yapar,” dedi Emre. “Çünkü karısının gece yarısı acıktığını bilir.”
Emre’nin eli sırtının çıplak kısmına değdiğinde Zeynep ürperdi ve o elbisenin neden bu kadar uzun süre dolapta beklediğini anladı: Doğru geceyi bekliyordu.
“Barmene ne söyledin?” diye sordu bir ara.
“Hiçbir şey,” dedi Emre. “O bana söyledi. ‘Karınız yarım saattir kapıya bakmamaya çalışıyor,’ dedi.”
Apartmanın merdivenlerinde Emre onu durdurdu, alnını alnına dayadı. Nefesi viski ve ıhlamur kokuyordu. “Hâlâ istiyor musun? Oyun bitti; istersen sadece uyuruz.”
“Oyun bitmedi,” dedi Zeynep, anahtarı onun avucuna bırakarak. “Asıl şimdi başlıyor.”
Kapı arkalarından kapandı. Koridordaki ayakkabılığın üstüne bırakılan gözlük sabaha kadar orada, karanlıkta, unutulmuş bir rolün son hatırası gibi bekledi.
Ertesi sabah Emre mutfağa girdiğinde buzdolabının kapağında Zeynep’in el yazısıyla bir not buldu: “Dün gece bir yabancıyla tanıştım. Kocamdan çok daha iyi öpüyor. Lütfen ona söyleme; ama söylersen, gelecek cumartesi aynı barda olacağım.”
Emre notu iki kez okudu, gülümsedi ve kalemi aldı. Altına tek bir satır ekledi: “Yabancı gelecek. Ama bu kez sıra sende; doğruyu sen söyleyeceksin.”
#evli çift#ilk buluşma#kadıköy#rol oyunu
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →