Komşu Sex Hikayeleri
Karşı Dairede Sabah Yedi Kırkın Melodisi
Uykusuz bir hemşire, karşı dairedeki çellistin kapısını şikâyet için çalar. Yarım kalmış bir parçanın adı, her şeyi değiştirir.
Ece’nin elinde soğumuş bir poğaça vardı ve onu bir silah gibi tuttuğunu ancak karşı dairenin kapısı açılınca fark etti. Üç haftadır her sabah, tam anahtarı kilide soktuğu anda başlayan o çello sesine bugün son verecekti; önlüğünü bile çıkarmamıştı, saçları hâlâ bonenin şeklini taşıyordu ve sabrı, acil servisin on ikinci saatinde bir yerde tükenmişti.
Otuz bir yaşındaydı, Moda’daki eski apartmanın üçüncü katında oturuyordu ve gece vardiyasından döndüğünde saat her sabah yedi buçuğu geçiyordu. On iki saat ayakta kalmış biri için o melodi bir ninni değil, bir meydan okumaydı. Arkadaşlarının anlattığı her komşu hikayesine hep gülerdi; şimdi kendisi, kapısının tam karşısındaki bir adama içten içe öfkelenen bir kadındı.
Üç hafta dayanmıştı. Kulak tıkaçları, beyaz gürültü uygulamaları, yastığın altına gömülen başlar. Nöbet arkadaşı Aslı, otuz iki yaşındaki, nöbet çıkışı bambaşka bir insana dönüşen o deli dolu hemşire, ona her sabah aynı şeyi söylemişti: “Kapıyı çal. Ya çok kızarsın ya çok beğenirsin. İkisi de uykudan iyidir.”
Sabah yedi kırkta açılan kapının ardında kim vardı?
Kapıyı açan adam otuz üç yaşlarındaydı; saçları dağınık, gömleğinin kolları dirseğine kadar sıvanmıştı. Elinde hâlâ yayı vardı. Ece’nin yüzündeki ifadeyi görünce yayı arkasına sakladı, suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi değil de, ne yapacağını bilmeyen bir yetişkin gibi. İçeriden reçine ve demlenmiş çay kokusu geliyordu.
“Gece çalışıyorum,” dedi Ece, kendi sesinin sertliğine şaşırarak. “Hemşireyim. Sabah yedi buçukta eve geliyorum ve tam o saatte siz başlıyorsunuz.”
“Bora,” dedi adam, elini uzatarak. “Ve haklısınız. Özür dilerim. Bir orkestra provası var, bir de yarım kalmış bir parça. Sabahları kafam en temiz o saatte.” Bir an durdu, sonra ekledi: “Yarından itibaren dokuzda başlarım. Ya da hiç başlamam, siz nasıl isterseniz.”
“Hiç başlamamak çok mu zor olur?” diye sordu Ece, neden sorduğunu bilmeden.
Bora gülümsedi, yorgun ama içten. “Nefes almamak kadar zor. Ama denerim.”
Ece bu kadar kolay bir zafer beklemiyordu; söyleyeceği sert cümleler dilinin ucunda, kullanılmadan kalakalmıştı. Teşekkür etti, poğaçayı bir an ne yapacağını bilemeden havada tuttu, sonra döndü, kapısını kapattı. Ve o sabah, yıllardır ilk kez, sessizlikte uyuyamadı.
Ertesi gün kapısının altında katlanmış bir not buldu: “Dokuzda başladım. Umarım uyuyabildiniz. Uyuyamadıysanız, bu benim suçum değil artık.” Altında küçük bir sol anahtarı çizilmişti. Ece notu buzdolabına yapıştırdı, sonra kendine kızıp çıkardı, sonra yine yapıştırdı.
Duvarlar bir insanın ötekini düşündüğünü taşır mı?
Notlar sürdü. Bora ona sabahları kapının önüne poğaça bırakmaya başladı, hâlâ sıcak, kâğıt peçeteye sarılı. Ece de karşılığında nöbet çıkışı aldığı susamlı simitleri onun paspasına koydu, yanına bir not: “Bu silah değil.” Birbirlerini nadiren görüyorlardı; vardiyaları, provaları, dünyanın bütün saatleri aralarına giriyordu. Ama apartmanın ince duvarları, birinin diğerini düşündüğünü taşımakta ustaydı.
Bir kez, bir salı öğleden sonrası, posta kutularının önünde karşılaştılar. Ece yeni uyanmıştı, saçları dağınık, üstünde eski bir hırka; Bora ise elinde çello kutusuyla provaya çıkıyordu. Merdiven boşluğu nem ve deterjan kokuyordu, yukarıdan bir yerden kızartma sesi geliyordu.
“Poğaçalar için teşekkür ederim,” dedi Ece. “Kilo aldım.”
“Simitler için ben teşekkür ederim,” dedi Bora. “Ben de aldım. Şef her provada bana bakıp ‘Sen âşık mısın?’ diyor.”
“Ne cevap veriyorsun?”
Bora kutuyu omzuna yerleştirdi, kapıya yürüdü, eşikte durdu. “Komşum simit alıyor diyorum.” Sonra gitti. Ece posta kutusunun soğuk metal kapağına alnını dayadı ve uzun süre öyle kaldı.
Bir gece nöbette, yoğun bakımın camından Kadıköy’ün üstünde ağaran şafağı izlerken, Ece telefonuna kaydettiği kısa bir ses kaydını dinledi: merdiven boşluğundan sızan birkaç ölçü çello. Aslı iki kahve bardağıyla yanına geldi, kulaklığın tekini kendi kulağına taktı.
“Bu ne?”
“Komşum,” dedi Ece, ve bu kelimenin ağzında nasıl da yeni bir tat bıraktığına şaşırdı.
Aslı kahvesinden bir yudum aldı, gözlerini kıstı. “Üç hafta önce bu adamı öldürmek istiyordun.”
“Hâlâ istiyorum. Sadece biraz farklı bir şekilde.”
Aslı öyle bir kahkaha attı ki koridordaki nöbetçi doktor başını kaldırıp onlara baktı. “Bu cumaya iznin var,” dedi Aslı, sesini alçaltarak. “Ben olsam evde kalırım. Balkonda. Kulağım açık.”
Ece bunun ne demek olduğunu sormadı. Ama cuma sabahı eve dönerken, merdivenleri her zamankinden yavaş çıktı.
Bir parçanın adı neden “Karşı Daire” olur?
Cuma akşamı, izin günü, Ece balkonda otururken karşı daireden yeni bir melodi duydu. Daha önce hiç duymadığı, ama tuhaf biçimde tanıdık gelen bir parçaydı. Moda’nın akşam ışığı balkon demirlerinin üstünde turuncu bir çizgi gibi uzanmış, aşağıdan bir vapurun düdüğü ve martıların çığlıkları yükseliyordu. Melodinin içinde tekrarlayan bir motif vardı: üç kısa, bir uzun nota. Bir anahtarın kilitte dönüşü gibi. Ece elindeki çay bardağını bıraktı ve kendini karşı kapının önünde buldu.
“Bu ne?” diye sordu, Bora kapıyı açar açmaz.
Bora kızardı. “Yarım kalmış parça. Adı Karşı Daire.”
“Neden?”
“Üç haftadır her sabah yedi kırkta anahtarının kilitte dönüşünü duyuyordum; üç kısa tık, sonra kapının uzun gıcırtısı. Ondan sonra çalmaya başlıyordum.” Gözlerini indirdi. “Seni uyutmamak için değil. Sen geldin diye. Eve sağ salim döndüğünü bilmek, günün en güzel notasıydı.”
Ece bir süre ona baktı. İçeride, salonun ortasında çello bir insan gibi duvara yaslanmış duruyordu. Pencereden giren akşam ışığı nota kâğıtlarının üstüne turuncu bir örtü seriyordu; kâğıtların kenarında, kurşun kalemle, defalarca silinip yeniden yazılmış bir başlık: Ece için, belki.
“Adımı nereden biliyorsun?”
“Posta kutundan,” dedi Bora, utançla. “Üç hafta boyunca her gün baktım. Senin bir faturan bile benim bütün mektuplarımdan daha ilginçti.”
“Bu biraz ürkütücü,” dedi Ece, ama sesi hiç ürkmüş gibi değildi.
“Biliyorum. Bu yüzden üç haftadır sana söylemek yerine çalıyorum.” Bora yayı eline aldı, sonra bıraktı, sonra ne yapacağını bilemeden yeniden aldı. “Bir müzisyenin en büyük korkusu, parçasını dinleyenin sıkılması. Benimki de senin kapıyı bir daha çalmaman.”
Ece güldü, kendini tutamadan. Sonra sustu, çünkü Bora bir adım yaklaşmıştı.
“Sana bir şey sorabilir miyim?” dedi Bora. Sesi alçaktı, ama kararlıydı. “Seni öpebilir miyim? Hayır dersen bu parçayı yine bitiririm, sadece adını değiştiririm.”
“Ben de tam bunu soracaktım,” dedi Ece ve adımı kendisi attı.
Öpüşmeleri, bir provanın ilk ölçüsü gibi temkinliydi; sonra tempo kendiliğinden yükseldi. Bora’nın parmakları, yıllarca tellere basmış nasırlı uçlarıyla, Ece’nin ensesinden omzuna doğru bir melodi çizer gibi kaydı. Teninde reçine ve sabun kokusu vardı. Ece onun gömleğinin yakasını tuttu, onu kendine çekti, sonra bıraktı, sonra yine çekti.
“Devam edelim mi?” diye fısıldadı Bora, alnını onunkine dayayarak.
“Edelim,” dedi Ece. “Kapıyı kapat. Ama bu sefer sessizce.”
Kapı, hiç gıcırdamadan kapandı. Salonun ortasında çellonun yayı, bir sandalyenin üstünde unutulmuş, akşam ışığının son çizgisini tutmaya çalışıyordu. Sonrasını yalnızca duvarlar duydu ve duvarlar, bu apartmanda, sır tutmayı her zamankinden iyi bildi.
Final değişirse kapı açık mı kalır?
Ertesi sabah saat yedi kırkta Ece eve dönmedi; çünkü zaten karşı dairedeydi. Bora pencere önündeki küçük masada parçanın son ölçülerini yazarken o, yorganın altından, onun omuzlarındaki kaslara bakıyordu. Kalemin kâğıtta çıkardığı hışırtı, uzaktan bir simitçinin sesi, açık pencereden gelen deniz kokusu.
“Bitiriyor musun?” diye sordu.
“Bitiriyorum,” dedi Bora. “Ama finali değiştirdim. Artık kapı kapanmıyor; açılıyor.”
Ece gözlerini kapadı. Apartmanın merdivenlerinde birinin ayak sesleri, yan dairede bir radyo, aşağıda vapura yetişmeye çalışan bir taksi. Hepsi birdenbire bir orkestraydı.
Telefonu komodinin üstünde titredi. Aslı’dan bir mesaj: Balkonda değilsin. Evde de değilsin. Anlat.
Ece mesajı cevaplamadı. Yalnızca ses kaydını açtı, Bora’nın sabah çaldığı finali kaydetti ve Aslı’ya gönderdi. İnsan bazen bir kapıyı şikâyet etmek için çalar ve şarkının içinde uyanır; şimdi geriye tek bir soru kalmıştı: bu şarkının ikinci bölümünü kim yazacaktı?
#karşı daire#komşu#moda#müzisyen
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →