ssexhikayen ⌕

İntikam Sex Hikayeleri

Kaybeden, Kazananın Bir Dileğini Yerine Getirir

Geçen yıl Selim finali kazandı ve mikrofona Gizem'le alay eden bir cümle söyledi. Bu yıl Gizem kazanacak, dileğini isteyecek ve sabah olmadan sessizce gidecekti.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 16 Ekim 2026

Gizem Ural intikamını on bir ay boyunca, her akşam mutfak masasında, tek başına zar atarak hazırladı. Otuz iki yaşındaydı, Zile Belediyesi’nde elektrik teknisyeni olarak çalışıyordu ve hayatında yalnızca bir kez, yalnızca bir cümleyle bu kadar küçük düşürülmüştü. Geçen yıl Zile Kalesi’nin eteğinde kurulan pekmez şenliğinin tavla finalinde Selim Koç onu son oyunda yenmiş, ardından sunucunun uzattığı mikrofona eğilip gülümseyerek şöyle demişti: “Küçük hanım bir dahaki sefere zarları biraz daha sert atsın, belki şansı döner.”

Meydan gülmüştü. Video ilçenin bütün telefonlarında dolaşmış, belediyede iki hafta boyunca çay ocağında, trafo odasında, hatta kendi müdürünün masasında “zarları sert at” esprisiyle karşılanmıştı. Gizem o gün kendine bir söz vermişti: Selim’i yenecek, şenliğin geleneksel iddiasını kullanacak ve onu kendisine âşık edip bir sabah sessizce terk edecekti. Kimseye zarar vermeden, kimseye bir şey anlatmadan. Yalnızca o mikrofonun önündeki gülümsemenin yerine, gün doğarken boş bir yatağa bakan bir adamın şaşkınlığını koyacaktı.

Finalde altı-beş

Hazırlığı yalnızca zar atmaktan ibaret değildi. Zile’nin en eski kahvehanesinde, emekli postacı Nuri Bey’den açılış hamlelerini öğrendi; kırk yıllık tavlacı ona her akşam bir saat ayırdı ve hiçbir zaman nedenini sormadı. Kendi evinde, tahtanın yanına bir defter koydu ve Selim’in videodaki her hamlesini not etti: kapıları nasıl kapattığını, hangi durumda risk aldığını, pullarını toplarken hep sağ elini kullandığını. Arkadaşı Sevda bir akşam deftere bakıp “Kızım, bu adamı yenmeye mi çalışıyorsun, ezberlemeye mi?” diye sormuştu. Gizem cevap vermemiş, yalnızca zarı biraz daha sert atmıştı.

Bu yıl final yine ikisinin arasındaydı. Selim otuz altı yaşındaydı, Zile ile Tokat arasında otobüs şoförlüğü yapıyordu ve tahtanın başında kollarını sıvadığında meydanın yarısı onu tutuyordu. Kalın kaşlı, sakin, ağır konuşan bir adamdı; zar atarken bileğini neredeyse hiç kıpırdatmazdı. Gizem onu on bir ay boyunca, telefonundaki o lanet videoyu kare kare durdurarak incelemişti.

Meydana kurulan masanın etrafında pekmez kazanlarından yükselen tatlı buhar, kavrulmuş leblebi kokusuna karışıyordu. Gizem tahtanın başına oturduğunda Selim ona elini uzattı; Gizem sıktı, bıraktı ve bir yıldır ezberlediği o sakin bileğe baktı. Bu kez o bileğin hafifçe titrediğini gördü ve ne anlama geldiğini çözemedi.

Oyun beş tura uzadı. Dördüncü turda Selim iki puan öndeydi; beşinci turda Gizem son pulunu toplarken meydan nefesini tuttu. Zarlar altı-beş geldi. Bitti. Kalabalık ayağa kalktı, sunucu mikrofonu bu kez ona uzattı ve Gizem, on bir aydır prova ettiği cümleyi söylemek yerine yalnızca Selim’e döndü.

“Şenliğin kuralını biliyorsun,” dedi. “Kaybeden, kazananın bir dileğini yerine getirir.”

Selim’in kaşları kalktı. Sonra, ne meydandakilerin ne de Gizem’in beklediği bir şekilde, mikrofona eğildi: “Önce özür dilemem gerek. Geçen yıl buradan söylediğim söz yakışıksızdı. Heyecanlanmıştım, ağzımdan saçma bir şey çıktı. Küçük hanım değil, Gizem Hanım. Ve zarları benden iyi atıyor.” Meydan bu kez ona güldü. Gizem’in planında bu yoktu.

Akşam, şenlik alanı boşalırken Selim yanına geldi. “Dileğin ne?”

“Bu gece benimle yemeğe geleceksin,” dedi Gizem, prova ettiği sesle. “Ve gece boyunca ben ne dersem onu yapacaksın. Ama istemediğin her şeye hayır diyebilirsin; bu iddia seni hiçbir şeye zorlamaz.”

Selim bir süre onun yüzüne baktı. “Kabul,” dedi. “Hayır demeyi pek düşünmüyorum ama.”

Bağ evinde bir gece

Yemek, Gizem’in bir arkadaşından hafta sonları için kiraladığı, Zile’nin güneyindeki bağların arasında duran küçük taş evde yenildi. Gizem her şeyi planlamıştı: masaya serilen işlemeli örtü, közde pişen patlıcan, cam sürahide soğuk vişne şerbeti, pencerenin önünde yanan iki mum. Planın bir sonraki adımı, Selim’i gülümsemeleriyle, sorularıyla, dokunmadan dokunan bakışlarıyla avucuna almaktı.

Plan yemeğin ortasında çatırdamaya başladı. Selim çok iyi dinliyordu. Gizem trafo bakımlarını, gece yarısı arızalarını, direğe tırmanırken aşağıdan “kız başına” diye laf atan adamları anlattığında, Selim çatalını bırakıp gerçekten dinledi. Kendi hikâyesini anlattığında da hiç böbürlenmedi: kar yağarken Çamlıbel geçidinde mahsur kalan bir otobüs dolusu yolcuya sabaha kadar türkü söylettiğini, en çok da camdan dışarı bakmayı sevdiğini söyledi.

Gizem kendini gülerken buldu. Gerçekten gülerken; planın üçüncü maddesinde yazan “ölçülü kahkaha” gibi değil, başını arkaya atarak, vişne şerbetini masaya dökecek kadar. Selim peçeteyle masayı silerken onun ellerine baktı ve bir an, bu ellerin bir yıldır her gece kafasında canlandırdığı düşman ellerine hiç benzemediğini düşündü. Kalın, sıcak, biraz çatlak; otobüsün soğuk direksiyonunu kış boyunca tutmuş eller.

“Neden o gün o lafı ettin?” diye sordu Gizem sonunda, planın dışına çıkarak.

Selim mum ışığında bir süre sustu. “Çünkü maç boyunca sana bakmaktan zarları göremedim,” dedi. “Kazandığımda ne diyeceğimi bilemedim. Ağzımdan en aptalca şey çıktı. Bir yıldır o videoyu ben de izliyorum. Ama kendi yüzüme değil, senin son hamlene bakmak için.”

Gizem kalktı. Plan diyordu ki şimdi onu öpmeli, sonra geri çekilmeli, bekletmeliydi. Onu öptü ama geri çekilmedi. Selim’in elleri önce havada kaldı, sonra izin ister gibi onun beline dokundu. “Bu da dileğin bir parçası mı?” diye fısıldadı.

“Evet,” dedi Gizem. “Bu gece ne dersem.”

“O zaman söyle.”

“Kıpırdama,” dedi Gizem ve onun gömleğinin düğmelerini kendisi çözdü. Selim kıpırdamadı. Gizem’in parmakları onun göğsünde, omuzlarında, ensesinin sıcak çukurunda gezindi; adam her dokunuşta biraz daha derin nefes aldı ama bir kez bile kendi isteğiyle uzanmadı. Gizem bunun tadını çıkardı, sonra bunun tadını çıkarmaktan utanmadığını fark etti, sonra planı unuttu. “Şimdi dokunabilirsin,” dediğinde Selim’in elleri, otobüsün direksiyonunu çeviren elleri, onu öyle bir özenle tuttu ki Gizem’in içindeki bütün öfke bir mum alevi gibi titreyip söndü.

Pencerenin dışında bağlar karanlıkta hışırdıyor, uzaktan yalnızca rüzgârın ve bir sulama motorunun sesi geliyordu. Mumlardan biri kendi kendine bitti. Öbürünü Gizem üfledi.

Sabahın ilk otobüsü

Gün ağarmadan uyandı. Plan buydu: sessizce kalkmak, giyinmek, masanın üstüne tek kelimelik bir not bırakmak ve gitmek. Not çantasında hazırdı, on bir ay önce yazılmıştı: “Ödeştik.” Selim yüzüstü uyuyordu, bir kolu onun boş kalan yastığına uzanmıştı.

Bir an yatağın kenarında oturup ona baktı. Uykusunda bile kaşları hafifçe çatıktı, sanki rüyasında bir zar hesabı yapıyordu. Gece boyunca söylediği şeyler aklına geldi; ona ne dediyse yapmış, bir kez bile sınırı aşmamış, bir kez bile “kazandın ama” dememişti. Gizem içinden, plan bu, diye tekrarladı. On bir ay bu sabah için çalıştın. Video, çay ocağındaki espriler, müdürünün masası. Hepsi bu sabah için.

Gizem giyindi, notu masaya koydu ve kapıdan çıktı. Bağların arasındaki toprak yolda yürürken içinde bir zafer duygusu bekledi. Gelmedi. Bunun yerine, avucunun hâlâ Selim’in sırtının sıcaklığını hatırladığını fark etti.

Ana yola vardığında ceketinin cebine el attı ve parmakları katlanmış bir kâğıda değdi. Kendi notu değildi; o masada kalmıştı. Bu kâğıt ona aitti ama onun yazısı değildi. Açtı. Bir otobüs bileti koçanının arkasına kurşun kalemle yazılmıştı:

“Gece yarısı, sen uyurken değil, sen mutfakta su içerken yazdım. Planını biliyorum Gizem. Bir yıldır o videoyu izliyorsan, ben de bir yıldır seni izliyorum. Gitmek istiyorsan git; hakkın. Ama sabah yedide Zile–Tokat otobüsü kalkıyor ve ön koltuk boş. Kim kazanırsa kahvaltıyı o ısmarlar. Rövanş?”

Kâğıdın arka yüzünde, eğri büğrü ama dikkatle çizilmiş küçük bir tavla tahtası vardı; pulların yerleri, geçen yılki finalin son hamlesinden hemen önceki dizilişti. Gizem uzun süre çizime baktı. Sonra saatine. Altıyı kırk geçiyordu.

İntikam, diye düşündü, en iyi kahvaltıyla soğuk yenirdi. Ve koşmaya başladı.

Gizem'in cebindeki notun arkasında, Selim'in geçen yılki finalin son hamlesini çizdiği küçük bir tavla tahtası var.

#bir gece#iddia#intikam#tavla#zile

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Serkan’ın Ünlü Çöreği Aslında Kimindi? Ayten, eski kocasının kendi tarifini sahiplendiğini gazetede okur ve sabaha karşı rakip fırına gider. Ama Kadir Usta kimsenin sopası olmayı kabul etmez. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış