ssexhikayen ⌕

Kısa Sex Hikayeleri

Kepenk İndikten Sonra Kayıtta Kalan Fısıltı

Ilgın, barda unuttuğu kayıt cihazını almaya döndüğünde barmen Baran her şeyi çoktan anlamıştır. Kepenk inmiştir, seçim ona kalmıştır.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 27 Ekim 2026

Ilgın, gece ikiyi on geçe “Saat 23″ün yarıya inmiş kepenginin altından eğilerek girdiğinde ceketini unuttuğunu söyledi. Yalandı. Aradığı şey bar tezgâhının altına sıkıştırdığı avuç içi kadar ses kayıt cihazıydı ve o cihaz iki saattir açıktı.

Otuz üç yaşındaki Baran Ece bardakları kurulamayı bırakmadı. Kızılay’ın bu bodrum barında yedi yıldır çalışıyordu; kimin neyi neden unuttuğunu genellikle müşteri kapıdan çıkmadan bilirdi. Ilgın’ın arkadaşıyla gülüşerek ayrıldığı andan beri tezgâhın altındaki küçük kırmızı ışığın yanıp söndüğünü de biliyordu.

“Ceket mi?” dedi, havluyu omzuna atarak. “Sen buraya ceketsiz geldin Ilgın. Siyah kazağın vardı, hâlâ üstünde.”

Otuz yaşındaki ses mühendisi bir an dondu. Sonra kazağının yakasını parmaklarıyla çekiştirip güldü; o gülüşte utanç da vardı, meydan okuma da. Barın içinde hâlâ limon kabuğu, eski ahşap ve söndürülmüş mum kokusu dolaşıyordu. Hoparlörden son şarkının kuyruğu, hiç kapanmayan bir plak gibi cızırdıyordu.

Kayıt cihazında ne vardı?

“Tamam,” dedi Ilgın. “Ceket değil. Tezgâhın altında bir şey bıraktım.”

“Kırmızı ışıklı bir şey mi?”

“Gördün mü?”

“Barmenler her şeyi görür.” Baran eğildi, cihazı çıkardı ve ikisinin arasına, ıslak tezgâhın üstüne koydu. Işık hâlâ yanıp sönüyordu. “Dinlemedim. Ama dinlememi istemediğin bir şey olduğunu tahmin ediyorum.”

Ilgın cihaza uzandı, sonra elini geri çekti. Parmak uçlarında soğuk bir titreme vardı. Arkadaşı Pınar’la gece boyu konuşmuşlardı; sesler, kahkahalar, buz şıngırtısı ve bir noktada, gecenin tek kadeh şarabı çoktan bitmişken, alçak sesle söylenmiş o cümle. Cihaz her şeyi almıştı. Bunu sabah stüdyoda fark etseydi belki gülüp geçerdi. Ama fark etmişti işte, otobüs durağında, ve on dakika boyunca Kızılay’ın boş kaldırımlarında geri yürümüştü.

“Bir podcast için ortam sesi topluyordum,” dedi. “Ankara’nın gece barları. Bardak sesi, sandalye gıcırtısı, insanların birbirine eğildiği o alçak uğultu. Sonra unuttum kapatmayı.”

“Güzel bir fikir,” dedi Baran. “Bu tezgâh çok şey duydu. Evlilik teklifleri, ayrılıklar, bir keresinde bir istifa mektubu. Adam peçeteye yazdı, okudu, sonra katlayıp bahşiş kutusuna attı. Ertesi gün işine geri döndü.”

“Sen ne yaptın?”

“Peçeteyi sakladım. Hepsini saklarım.” Başıyla arka raftaki eski bir puro kutusunu gösterdi. “Herkesin bir sırrı var Ilgın. Benim işim onları bardağın dibinde tutmak.”

“Peki seninki?”

Baran bir an durdu. Musluktan damlayan suyun ritmi aralarındaki boşluğu doldurdu. “Benimki şu an tezgâhın üstünde yanıp sönüyor olabilir,” dedi. “Ama önce seninkini duymak istiyorum.”

Ilgın yutkundu. Bu cevabı beklemiyordu.

“Ve sonra bir şey söyledin,” dedi Baran, sesi yumuşayarak. “Kayıt bitmeden.”

“Ve sonra bir şey söyledim.”

Baran havluyu tezgâha bıraktı. Gözleri, herkesin sırrını taşıyıp hiçbirini söylemeyen o koyu gözler, ilk kez meraklı görünüyordu. “Şimdi iki seçeneğin var,” dedi. “Cihazı alıp gidersin, ben de bu geceyi hiç hatırlamam. Ya da…”

“Ya da?”

“Ya da bana kendin söylersin. Kayda gerek kalmadan.”

Söylemek mi, susmak mı?

Ilgın’ın kalbi kulaklarında atıyordu. Barın loş, kehribar ışığı Baran’ın kollarındaki ince yanık izlerini, bileğindeki eski deri bilekliği, gömleğinin sıvanmış kollarını tek tek gösteriyordu. Üç aydır her perşembe buraya geliyordu. Üç aydır her perşembe aynı şeyi sipariş ediyor, aynı köşeye oturuyor ve Baran’ın başka masalara gülümsemesini seyrediyordu.

“Pınar’a,” dedi sonunda, “senin ellerinin bardak tutuşunu izlemek için buraya geldiğimi söyledim.”

Baran kıpırdamadı.

“Ve,” diye devam etti Ilgın, sesi titremeden ama hızla, “bir gece kepenk inerken burada kalırsam ne olacağını merak ettiğimi söyledim. Sadece merak. Hiçbir beklenti olmadan.”

Sessizlik. Hoparlörün cızırtısı. Dışarıda bir taksinin uzaklaşan lastik sesi.

Baran tezgâhın kapağını kaldırdı ve dışarı çıktı. Acele etmedi. Ilgın’ın önünde durduğunda aralarında bir karış vardı; ondan çam reçinesi ve bergamot kokusu geliyordu, bütün gece kokteyllere sıktığı o yağın kokusu.

“Kepenk zaten indi,” dedi alçak sesle. “Merakın cevabını istiyor musun?”

“İstiyorum.”

“Emin misin? Burada durabiliriz. Sana bir su verir, taksi çağırırım. Kimse kırılmaz.”

“Baran.” Ilgın’ın eli onun gömleğinin önüne, göğsünün üstüne kondu. Kumaşın altındaki sıcaklığı, hızlanan atışı hissetti. “Bütün gece tek kadeh içtim, o da saatler önceydi. Sonra on dakika soğukta yürüdüm. Kafam hiç bu kadar berrak olmamıştı. Evet, eminim.”

Baran gülümsedi. İlk kez, bir müşteriye değil, ona gülümsüyordu.

Kırmızı ışık sönmeden önce

İlk öpücük yavaş başladı ve yavaş kalmadı. Baran’ın eli Ilgın’ın ensesine, saçlarının dibine yerleşti; Ilgın onun dudaklarında portakal kabuğunun acımsı tadını aldı. Sırtı tezgâhın kenarına değdi, ahşabın serinliği kazağının altından tenine geçti. Bir bardak devrildi, yuvarlandı, düşmedi. İkisi de güldü, nefes nefese, alınları birbirine dayalı.

“Cihaz,” dedi Baran dudaklarının kenarına doğru. “Hâlâ kayıtta.”

“Bırak kaydetsin.”

“Gerçekten mi?”

“Hayır.” Ilgın elini uzatıp cihazın yanındaki küçük düğmeye bastı. Kırmızı ışık söndü. “Bu kısım sadece bizim.”

Baran onu belinden kaldırıp tezgâha oturttu. Kazağın altından giren avuçları sıcaktı, nasırlıydı, ama dokunuşu bir kristal kadehi parlatır gibi özenliydi. Her yeni dokunuşta durup Ilgın’ın yüzüne baktı; Ilgın her seferinde başını salladı, sonra sallamayı bırakıp onu kendine çekti. Barın arka rafındaki şişeler, loş ışığın içinde yeşil, amber, koyu kırmızı renklerle parlıyordu; Ilgın onları Baran’ın omzunun üstünden, gözleri yarı kapalı izledi.

“Perşembeleri,” dedi Baran, nefesi Ilgın’ın boynunda, “köşedeki masaya hep en son ben bakardım. Bilerek. Kalkıp gideceğini görmek istemezdim.”

“Neden hiçbir şey söylemedin?”

“Barmen bekler. Müşteri söyler.” Gülümsedi. “Kural bu.”

“Kuralların canı cehenneme.”

“O zaman yeni bir kural koyalım,” dedi Baran, geri çekilip ona bakarak. Sesi şakacıydı ama gözleri ciddiydi. “Bir şey hoşuna gitmezse, tek bir kelime yeter. ‘Kepenk’ de, her şey orada durur.”

Ilgın onun yüzünü avuçlarının arasına aldı. Barmenin yanaklarındaki gün sonu sakalı avuçlarını hafifçe çizdi. “Kepenk,” dedi, sonra hemen güldü. “Görüyor musun, ezberledim. Ama bu gece ihtiyacım olacağını sanmıyorum.”

“Yine de bil,” dedi Baran. “Bilmek iyidir.”

Baran uzanıp duvardaki şaltere dokundu. Barın tek neon tabelası, kırmızı harflerle “Saat 23” yazan o eski tabela, bir kez titredi ve söndü. Geriye yalnızca tezgâhın altındaki buzdolabının mavi ışığı, ikisinin birbirine karışan nefesi ve Ilgın’ın kazağının yere düşerken çıkardığı o yumuşak, hışırtılı ses kaldı.

Gerisini kayıt cihazı hiç duymadı.

Sabaha karşı beşte, Ilgın kepengin altından yeniden eğilerek çıktığında Kızılay ağarıyordu. Cebinde cihaz, dudaklarında bergamot, kulağında Baran’ın kapıda fısıldadığı son cümle vardı: “Perşembe köşedeki masayı rezerve ediyorum. Adın yazılı.”

Otobüs durağında cihazı çıkarıp son kaydı dinledi. Kendi sesini duydu, Pınar’ın kahkahasını, buzun şıngırtısını. Ve kaydın en sonunda, ışık sönmeden bir saniye önce, kendi fısıltısını: “Bırak kaydetsin.”

Bir süre otobüs gelmedi. Ilgın kulaklığı takılı, gözleri kapalı, kaydı başa sardı ve bu kez sona kadar değil, yalnızca o son saniyeye kadar dinledi. Kendi sesindeki titremeyi, cesaretin hemen ardından gelen o küçük kahkahayı. Bunu hiçbir podcast’e koymayacaktı. Bazı sesler ortam sesi değildi; bazı sesler bir kapının açıldığı andı.

Cihazı cebine geri koyarken parmakları kâğıda değdi. Kazağının cebinde, hiç fark etmediği, dört kez katlanmış bir peçete vardı. Üstünde Baran’ın eğik el yazısıyla tek satır: “Bunu puro kutusuna koymadım. Bu sır sana ait.” Altında bir telefon numarası, numaranın altında küçük, beceriksizce çizilmiş bir saat: on biri gösteriyordu.

Otobüs geldi, kapıları tısladı, açıldı. Ilgın binmedi. Peçeteyi avucunda sıktı, kepenge doğru bir kez daha baktı ve aralıktan sızan o mavi buzdolabı ışığının hâlâ yandığını gördü.

Kaydı silmedi.

Perşembe akşamı köşedeki masada Ilgın'ın adı yazılı; ama Baran'ın puro kutusunda saklanan başka bir sır, tezgâhın öbür ucundaki yabancıya ait.

Baran Ece

#ankara#bar#itiraf#tek sahne

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Baran Ece başka bir hikayede Kızılay’da Saat 23’te Kalan Peçeteler Serdar on dört yıllık evli. Her perşembe Saat 23 barında bir peçeteye eşine asla söyleyemeyeceklerini yazıyor. Bir gece peçeteyi biri okur. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış