ssexhikayen ⌕

Romantik Sex Hikayeleri

Kozahan’da Kırk Yıldır Durmuş Bir Saat

Selin'in çözmeye çalıştığı cep saati yazısı, Kerem'le arasında bir tutku başlatır; ama asıl sır, kırk yıl önce kazınmış ikinci satırdadır.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 24 Ağustos 2026

Kerem’in avucuna bıraktığı cep saati kırk yıldır durmuştu ve kapağının içinde, Selin’in ailesinin bayram sofralarında yalnızca fısıltıyla anılan bir ad saklıydı. Selin bunu o gün bilmiyordu; öğrendiğinde ise o adamı çoktan öpmüş olacaktı.

Otuz üç yaşındaki Selin, Bursa’nın Kozahan’ındaki küçük atölyesinde eski yazıları onarır, solmuş hat levhalarını yeniden nefes alır hâle getirirdi. Atölye hanın üst katındaydı; ahşap kepenkli penceresi avludaki şadırvana bakar, içerisi is mürekkebi, arap zamkı ve tozlu kâğıt kokardı. Kapısından giren her yabancı bir iş getirirdi; ama o perşembe öğleden sonra gelen adam, yanında bir iş değil, kırk yıllık bir sır taşıyordu. Romantik erotik bir hikâyenin nasıl başladığını kimse bilmez; Selin’inki avucuna bırakılan soğuk bir cep saatiyle başladı.

“Kerem,” dedi adam, tozlu ceketini silkeleyerek. Otuz altı yaşındaydı, Setbaşı’nda eski saatleri onaran bir dükkânı vardı ve parmak uçları makine yağı ile pirinç kokuyordu. “Kapağın içinde bir yazı var, Osmanlıca. Dedemin saati ama ne yazdığını kimse okuyamadı.”

“Neden şimdi?” diye sordu Selin. “Kırk yıl beklemiş bir yazı bir hafta daha bekleyebilir.”

Kerem bir an durdu. “Dedem geçen ay öldü,” dedi. “Son sözü bu saatti. ‘Okut,’ dedi. Başka bir şey demedi.”

Kapağın içinde kimin sırrı vardı?

Selin büyüteci aldı. Kapağın içine ince bir uçla kazınmış satırlar, zamanın ve parmakların aşındırdığı harflerle doluydu. Okumak için saati Kerem’in avucundan almak yerine onun elini tutup ışığa doğru çevirdi; adam itiraz etmedi, yalnızca nefesini biraz daha yavaş verdi. Avucu sıcaktı, başparmağının yanında küçük, eski bir yanık izi vardı.

“Kıpırdama,” dedi Selin.

“Kıpırdamıyorum.”

“Nefes alıyorsun.”

Kerem güldü, alçak ve şaşkın. “Onu da bırakayım mı?”

“Yavaş al,” dedi Selin ve kendi nefesinin de yavaşladığını fark etti.

Yazıyı çözmek bir haftadan uzun sürdü. Kerem her akşam dükkânını kapattıktan sonra hanın avlusundaki çay ocağından iki bardak alıp ahşap merdivenleri çıkıyor, Selin’in masasının yanındaki tabureye ilişiyordu. Önce yalnızca harfleri konuştular, sonra harflerin ardındaki insanları, en sonunda da kendilerini.

Kerem saat onarmayı dedesinden öğrendiğini, her çarkın bir sabrı olduğunu anlattı. “Bir saati zorla kurarsan yayı kırılır,” dedi. Selin de ona ilk hat dersini aldığı günü, hocasının “Harf acele edeni sevmez,” deyişini anlattı. İkisi de acele etmeyen insanlardı; belki de bu yüzden aralarında büyüyen şeyin adını koymaya hiç acele etmediler. Ama her akşam merdivenlerde Kerem’in ayak seslerini duyduğunda Selin’in elindeki kamış kalem biraz titriyordu.

Selin onun saat onarırken nasıl sustuğunu, dinlediği her şeye o sessizlikle yaklaştığını fark etti. Kerem ise onun kalemi tutarken dudağını hafifçe ısırdığını, bir harfi çözdüğünde gözlerinin içinde bir lambanın yandığını gördü. Avludaki ipek tüccarlarının sesleri çekildikçe atölyedeki hava ısınıyor, aralarındaki mesafe kısalıyordu. Beşinci akşam Kerem tabureyi masaya bir karış daha yaklaştırdı. Selin fark etti ve hiçbir şey demedi.

“Neden hiç evlenmedin?” diye sordu Kerem o akşam, birden.

Selin kalemi bıraktı. “Bu soruyu herkes sorar. Sen sormazsın sanıyordum.”

“Ben de sormazdım. Ama beş gündür aynı tabureye oturuyorum ve kimse merdivenden çıkıp ‘Selin, eve gelmiyor musun?’ demedi.”

“Belki bekleyen biri yoktur.”

“Belki de,” dedi Kerem, çayını karıştırırken, “bekleyen birini sen bekletiyorsundur.”

Selin cevap vermedi. Ama o gece eve yürürken Setbaşı köprüsünde durdu ve uzun süre aşağıdaki suya baktı.

Altıncı akşam hangi satır ortaya çıktı?

Altıncı akşam ilk satır ortaya çıktı. Selin harfleri tek tek kâğıda geçirdi, sonra okudu, sonra bir kez daha okudu.

“Ne yazıyor?” diye sordu Kerem.

Selin yüksek sesle okudu: “Bu saat, seni beklediğim her dakikayı sayacak.”

Başını kaldırdığında Kerem’in gözlerine değil, dudaklarına baktığını gördü. Bir an ikisi de kıpırdamadı. Avluda son çay bardakları tepsiye toplanıyor, uzaktan Ulu Cami’nin ezanı geliyordu.

Sonra Kerem kısık bir sesle konuştu. “Seni öpmek istiyorum Selin. Ama istemezsen hiçbir şey değişmez; yine gelirim, yine çay getiririm.”

Selin büyüteci masaya bıraktı. “İstiyorum,” dedi ve sesinin bu kadar emin çıkmasına kendisi de şaşırdı.

Kerem’in dudakları önce ürkek, sonra yıllardır bekliyormuş gibi derin bir sabırla dokundu onunkilere. Pencereden giren akşam ışığı mürekkep şişelerinin üzerinde kırıldı, duvara lacivert ve kırmızı lekeler bıraktı. Selin adamın ensesindeki sıcaklığı ve gömleğinin altında hızlanan kalbini parmak uçlarıyla ezberledi. Geri çekildiklerinde ikisi de güldü; mahcup, sersem.

“Yarın ikinci satıra başlarım,” dedi Selin.

“Ben de yarın gelirim,” dedi Kerem. “Çayla.”

Ama ertesi gün, Kerem gelmeden önce, ikinci satır Selin’in elinden kalemi düşürecekti.

İkinci satırı kim imzalamıştı?

İkinci satırın altında bir imza, imzanın yanında bir ad vardı: Nevin.

Selin’in anneannesinin adı. Genç kızlığında Setbaşı’ndaki bir saatçi çırağına âşık olduğu, ailesi istemediği için ayrıldıkları, yalnızca bayram sofralarında, teyzeler mutfağa çekildiğinde fısıltıyla anlatılan o hikâye birden masanın üzerinde canlandı. Selin kâğıdı tutan ellerinin buz kestiğini hissetti.

Kerem o akşam geldiğinde Selin hiçbir şey söylemeden eski aile albümünü açtı. Sararmış bir fotoğraf: Uludağ eteklerinde bir piknik, çiçekli elbisesiyle yirmisinde bir kız, yanında kasketli, utangaç bir genç adam. Adamın bileğinde aynı saat parlıyordu.

Kerem uzun süre sustu. Sonra gülümsedi; gözleri ıslaktı.

“Dedem hep bir Nevin’den bahsederdi,” dedi. “Babaannem duymasın diye bahçede, sigara içerken. Saati hiç kurmadı. ‘Durduğu yerde kalsın,’ derdi, ‘sanki zaman da onu bekleyecekmiş gibi.'”

“Anneannem de hiç anlatmazdı,” dedi Selin. “Ama her bayram Setbaşı köprüsünden geçerken adımlarını yavaşlatırdı.”

“Belki de bekliyordu,” dedi Kerem.

“Kimi? Kırk yıl sonra?”

“Saat de kırk yıl bekledi,” dedi Kerem, albümün sayfasını parmak ucuyla okşayarak. “Bazı şeyler beklemekten yorulmaz Selin. Sadece biri gelip onları kursun ister.”

O gece atölyenin ışıklarını kapatmadılar. Selin, Kerem’in yüzünü avuçlarının arasına alıp onu yeniden öptü; bu kez öpücükte bir haftanın sabırsızlığı, kırk yılın da yarım kalmışlığı vardı. Adamın elleri sırtında gezinirken her yeni dokunuştan önce durup gözlerine bakıyor, Selin’in başını sallamasını bekliyordu. Selin her defasında başını salladı, sonunda gülerek fısıldadı: “Sormayı bırak artık. İstiyorum işte.”

“Bir kez daha sorayım,” dedi Kerem. “Son kez.”

“Evet.”

Ceketler tabureye, saç tokası mürekkep şişelerinin arasına düştü. Kerem onu pencerenin önündeki kilim kaplı eski sedire taşıdığında hanın avlusunda son çay ocağı da kepenk indiriyordu. Ten tene değdiğinde Selin, bütün şehrin yalnızca onların nefesini duymak için sustuğunu düşündü. Sonrasını yalnızca Kozahan’ın yaşlı duvarları bildi.

Kırk yıl durmuş bir saat yeniden kurulabilir mi?

Sabahın ilk ışığıyla gözlerini açtığında Kerem çoktan kalkmış, masanın başında saatle uğraşıyordu. Gömleğini yarım iliklemiş, gözüne bir saatçi büyüteci takmıştı. Selin omzuna yaslanıp ne yaptığını sordu. Adam cevap vermek yerine küçük bir anahtarı çevirdi ve kırk yıldır sessiz duran çark, tiz ve inatçı bir sesle yeniden tıkırdamaya başladı.

“Dedem beklesin istedi,” dedi Kerem, saati Selin’in avucuna bırakırken. “Ama bence artık beklenecek bir şey kalmadı.”

Selin kapağın içindeki yazıya, sonra adamın uykusuz gözlerine baktı ve parmaklarını onun parmaklarına kenetledi. “Anneannem bunu görseydi,” dedi, “herhalde önce kızar, sonra da en güzel çay bardaklarını çıkarırdı.”

Kerem güldü ve onu bir kez daha, bu kez hiç acele etmeden öptü.

“Bu saati şimdi kim taşıyacak?” diye sordu Selin. “Sen mi, ben mi?”

“Bir hafta sen, bir hafta ben,” dedi Kerem. “Setbaşı’ndan Kozahan’a, Kozahan’dan Setbaşı’na. Dedemle anneannenin hiç yürüyemediği yolu biz yürürüz.”

“Bu bir teklif mi?”

“Bir saatçinin bildiği tek teklif bu,” dedi Kerem. “Zaman.”

Hanın avlusunda güvercinler havalandı. Saat, kırk yıl önce bıraktığı yerden değil, tam o sabahtan saymaya başlamıştı. Selin onu kulağına götürüp tıkırtıyı dinledi; sonra kapağı kapatırken, menteşenin hemen altında, şimdiye kadar fark etmediği üçüncü, minicik bir satırın parladığını gördü. Harfler başka bir eldendi. Bir kadın eli.

Saat kapağının menteşesi altındaki üçüncü satır, Nevin'in kırk yıl önce hiç gönderemediği cevap olabilir mi?

#aile sırrı#bursa#ilk öpücük#romantik

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Her Gece İkide Çalınan Şarkının Sahibi Nehir'in gece programını her gece ikide arayan gizemli Kuzey, aslında sandığından çok daha yakındır; yalnızca bir cam kadar. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış