Doktor Hemşire Sex Hikayeleri
Odunpazarı’nda Beyaz Kostüm ve Hızlı Bir Nabız
İptal edilen bir meslekler partisi, Melis ile Onur'u cumbalı evlerinde bir muayene oyununa sürükler. Steteskobun son teşhisi ise ikisini de gülümsetir.
Melis’in aylardır sakladığı fantezi, bir kostüm paketinin içinde, cumbalı evin merdivenlerinden takır takır yuvarlanıp sevgilisinin ayaklarının dibine düştü. Onur eğilip paketi aldığında, plastiğin içinden beyaz kumaş ve kırmızı haçlı minik bir şapka göz kırpıyordu.
Otuz yaşındaki mali müşavir Melis, merdivenin ortasında donakaldı. Aşağıda, otuz iki yaşındaki sevgilisi Onur paketi ışığa doğru çevirdi ve kaşlarını kaldırdı. Odunpazarı’ndaki bu eski evin ahşap basamakları her adımda gıcırdardı; şimdi ise ev bile nefesini tutmuş gibiydi. Melis’in aylardır söylemeye utandığı üniforma fantezisi, aklının bir köşesinde kurduğu o küçük kostüm oyunu, böylece kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.
“Bu…” dedi Onur.
“Parti için,” dedi Melis hızla. “Selda’nın partisi. Meslekler Partisi.”
“Hı hı,” dedi Onur. Sesi ciddiydi ama gözleri gülüyordu.
Bir parti iptal olunca kostüm nereye gider?
Aslında gerçekten bir bahaneleri vardı. Arkadaşları Selda’nın “Meslekler Partisi” o akşamdı ve Melis, hayatında ilk kez kendi mesleği dışında bir şey olmaya karar vermişti: eski filmlerden fırlamış gibi, beli kemerli, diz hizasında beyaz bir hemşire kostümü.
Steteskop ise oyuncak değildi. Onu, üniversiteden beri arkadaşı olan, şimdi acil serviste hemşirelik yapan otuz iki yaşındaki Aslı Güven ödünç vermişti. Melis istediğinde Aslı telefonda kahkahayı basmıştı.
“Kostüm partisi için gerçek steteskop mu? Melis, sen bu partiye kimin için gidiyorsun?”
“Kimse için. Gerçekçi olsun istiyorum.”
“Tabii,” demişti Aslı. “Bir tavsiye: diski göğse koymadan önce avucunda ısıt. Soğuk metal herkesi zıplatır. Bir de, nöbet sonrası bilgisi olarak söylüyorum, kalp yalan söylemez. İnsan söyler, kalp söylemez.”
Fantezinin kendisi ise çok daha eskiydi. Aylar önce, bir pazar akşamı, Onur’la kanepede eski bir Yeşilçam filmi izlerken ekranda beyaz önlüklü bir kadın, yaralı bir adamın alnına elini koymuştu. Sahne yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Melis ise o geceyi uykusuz, o elin yerine kendi elini koyarak geçirmişti. Sonraki haftalarda birkaç kez söylemeye yeltenmiş, her seferinde cümleyi bir vergi takvimi şakasıyla geçiştirmişti. Meslekler Partisi, kılık değiştirmiş bir cesaret gibi gelmişti ona.
Bir saat önce Selda aramış, grip olduğunu, partinin iptal edildiğini söylemişti. Kostüm de, steteskop da boşa gitmişti.
“Boşa gitmesine izin verecek miyiz?” diye sordu Onur, paketi ona uzatarak. Sesinde bir alay yoktu, yalnızca merak. “Sen istersen. Sen nasıl istersen.”
Melis paketi aldı. Plastik parmaklarının altında hışırdadı. Bir an kaçmak istedi; sonra kaçmamaya karar verdi.
“Bana on dakika ver,” dedi. “Ve salonun ışıklarını kıs.”
Yatak odasının kapısını kapatırken arkasından Onur’un sesi geldi: “Melis? Bilmen gereken bir şey var.”
Melis kapıyı araladı. “Ne?”
“O filmi hatırlıyorum,” dedi Onur, salonun loş ışığında gülümseyerek. “Pazar akşamı. Kadın adamın alnına elini koyduğunda nefesini tuttun. Ben de o gece uyuyamadım.”
Melis kapıyı kapattı ve sırtını ona dayadı. Kalbi, daha hiçbir steteskop gerekmeden, kulaklarında atıyordu.
Muayene saatinde kurallar kimin elinde?
Melis kostümü giyip aynanın karşısında durduğunda kendini tanıyamadı. Sabahları vergi beyannamelerine gömülen, gözlükleri burnunun ucunda kayan kadın gitmiş, yerine kırmızı rujlu, kendinden emin, biraz da yaramaz biri gelmişti. Kumaş kolalı ve serin, kemer belini sıkıca sarıyordu. Saçlarını ensesinde topladı, şapkayı iğneyle tutturdu, steteskopu boynuna astı; metal köprücük kemiğine değince ürperdi.
Salona çıktığında Onur kanepede oturuyordu; tişörtünü çıkarmış, bir battaniyeye sarılmış, abartılı bir şekilde öksürüyordu. Melis gülmekten iki büklüm oldu.
“Bu ne?”
“Hastayım,” dedi Onur ciddiyetle. “Çok hastayım. Uzun süredir bir hemşire bekliyorum.”
Melis yanına oturdu, bir eliyle alnını yokladı. “Ateşiniz var,” dedi, kendini bir dizi oyuncusu gibi hissederek. “Bunu ölçmemiz gerekecek. Ama önce kurallar. Bu muayenede ne zaman isterseniz ‘Taburcu’ diyebilirsiniz. O zaman muayene biter, ben de size bir bardak çay demlerim.”
“Anlaşıldı,” dedi Onur. “Aynı kural sizin için de geçerli mi?”
“Tabii,” dedi Melis. “Hemşireler de taburcu olabilir.”
Bu küçük konuşma, Melis’in içindeki son çekingenliği de alıp götürdü. Yıllarca sevgililerine ne istediğini söyleyememiş, hep karşısındakinin hayallerine eşlik etmişti. Şimdi ise oyunu kendisi kuruyor, kuralları kendisi koyuyordu ve Onur, sanki dünyadaki en doğal şeymiş gibi, ona hevesle uyuyordu.
Battaniyeyi omuzlarından yavaşça indirdi. Aslı’nın sözünü hatırlayıp steteskopun diskini Onur’un göğsüne koymadan önce avucunda ısıttı. “Derin nefes alın,” dedi. Onur aldı. Melis ilk kez birinin kalbini gerçekten dinliyordu; düzenli, güçlü, biraz hızlı bir ritim, kulaklıklarda dalga sesi gibi uğuldayan bir derinlik.
“Nabzınız yüksek,” dedi. “Bunun bir sebebi olmalı.”
“Bir sebebi var,” dedi Onur. “Ama hemşire hanım kızabilir.”
Melis diski biraz daha aşağı, biraz daha sola kaydırdı. “Söyleyin. Hemşireler her şeyi duymuştur.”
Onur ona baktı ve o anda kalbi, kulaklıklarda, bir an tekledi. Melis bunu duydu. Ve Onur, onun duyduğunu anladı.
Kalp yalan söyler mi?
Onur cevap vermek yerine elini uzattı ve parmaklarıyla kostümün yakasındaki ilk düğmeye dokundu, sorar gibi. Melis kulaklıkları boynuna indirdi, başıyla onayladı.
“Evet,” dedi, sesi bir anda ciddileşerek. “Ama acele etme.”
Onur acele etmedi. Düğmeleri birer birer açarken, her birinde Melis’in boynuna, köprücük kemiğinin kıvrımına, omzunun yuvarlağına bir öpücük bıraktı. Teni Melis’in parfümüyle, kolalı kumaşın temiz kokusuyla karışıyordu. Melis onun saçlarına tutundu. Steteskopun lastik hortumu ikisinin arasında bir yerde kayboldu, minik şapka iğnesinden kurtulup halıya düştü. Oyunun kostümü yavaş yavaş dağılırken altında kalan şey hiç de oyun değildi; aylardır içinde biriktirdiği bir istek, nihayet karşılık bulmuş bir arzu.
Bir ara Melis geri çekildi, nefes nefese güldü. “Bekle,” dedi. “Şimdi sıra sende. Sen benimkini dinle. Ama bu kez sen bana nefes aldır.”
“Taburcu mu oluyorsun?” diye sordu Onur, yarı şaka, yarı dikkatle.
“Hayır,” dedi Melis. “Rolleri değiştiriyorum.”
Kulaklıkları Onur’un kulaklarına taktı, diski kendi göğsüne koydu. Onur gözlerini kapadı, dinledi. Melis onun adını fısıldadı; kendi kalbinin, adı söylendiği anda nasıl hızlandığını Onur’un yüzünden okudu. Onur gözlerini açtığında bakışı öyle yumuşaktı ki Melis’in içinde bir şey ılık bir su gibi çözüldü.
“Ne duydun?” diye fısıldadı.
“Seni,” dedi Onur. “Hep söylemek isteyip söyleyemediğin her şeyi.”
Gerisini salonun cumbalı penceresindeki tül perde gördü yalnızca. Sokak lambasının sarı ışığı perdeden süzülüp yerdeki beyaz kostümün üzerinde bir süre dolaştı, sonra Porsuk’tan esen gece rüzgârıyla perde kapandı.
Bir süre sonra Melis karanlıkta, Onur’un omzuna yaslanmış, perdenin kenarından sızan ışığı izledi. “Utanmam gerekir mi sence?” diye sordu. “Aylarca söyleyemedim.”
“Hayır,” dedi Onur, parmaklarını saçlarında gezdirerek. “Söyledin işte. Biraz merdivenden yuvarlanarak, ama söyledin.”
Son teşhis neydi?
Gece yarısını çok geçe, ikisi de battaniyenin altında, Melis’in ağzında bir parça lokum, Onur’un elinde steteskopla yatıyorlardı. Odada gül suyu ve ıhlamur kokusu vardı; dışarıda, Odunpazarı’nın boş sokaklarında bir kedi uzun uzun miyavladı.
“Selda’ya teşekkür etmeliyiz,” dedi Melis.
“Gribi için mi?”
“Partiyi iptal ettiği için. Gerçi ona hiçbir zaman nedenini söyleyemeyeceğiz.”
“Aslı’ya ne diyeceksin peki? Steteskopu geri verirken?”
Melis yüzünü battaniyeye gömdü. “Hiçbir şey. O zaten anlayacak. Acil hemşiresi o, yüzüme bakar bakmaz teşhis koyar.”
Onur güldü, kostümün yerdeki kemerini parmağına doladı. “Gelecek yıl parti olursa yine bunu giy,” dedi. “Ama eve erken dönelim.”
Sonra diski bu kez Melis’in değil, kendi kalbinin üstüne koyup ona uzattı. “Bir daha dinle,” dedi. “Ve bu kez dürüst ol. Teşhis ne?”
Melis kulaklıkları taktı, uzun uzun dinledi. Sonra çıkardı, onun göğsüne başını koydu ve gülümsedi; aylardır söylemeye utandığı fanteziyi bir gecede yaşatan adamın kalbi, kulağının altında hâlâ hızlı atıyordu.
“Kronik,” dedi. “Tedavisi yok; ömür boyu, yakın takip gerekiyor.”
Sabah telefonunda Aslı’dan tek satırlık bir mesaj vardı: Steteskop kalsın sende. Ama bir dahaki sefere bana sor; benim dolabımda bir de pilot üniforması var.
#çift oyunu#eskişehir#hemşire kostümü#rol oyunu
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →