ssexhikayen ⌕

Araba Sex Hikayeleri

Radyosu Çalmayan Kupa ve Gece Yarısı Frekansı

Nergis üç haftada kupanın her vidasını yeniledi, yalnızca radyosu çalmadı. Sahibiyle Tuz Gölü'ne yaptığı deneme sürüşünde arızanın kendisinde olduğunu öğrenecekti.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 11 Ekim 2026

Nergis Aydın’ın atölyesinde yazılı olmayan bir kural vardı: hiçbir araba, sahibi yan koltukta oturmuş ve ustası direksiyonda ilk turu atmış olmadan teslim edilmezdi. Otuz dört yaşındaydı, Aksaray sanayi sitesindeki on dört numaralı dükkânı babasından devralalı yedi yıl olmuştu ve bu kuralı bir kez bile bozmamıştı. Bu araba sex hikayesi de, aslında, o kuralın ilk kez eğildiği gece başlar.

Önünde, kırk yıl önce bir Niğde ahırının köşesinde çürümeye bırakılmış, şimdi vişne rengi boyasıyla sanayi sitesinin floresan ışığında parlayan bir kupa duruyordu. Motor yenilenmiş, döşemeler deri ustasına diktirilmiş, krom tamponlar el ile parlatılmıştı. Bir tek şey eksikti: konsolun ortasındaki lambalı radyo. Nergis üç hafta boyunca lambalarını değiştirmiş, devresini baştan lehimlemiş, antenini söküp takmıştı. Radyo yanıyor, ibresi kadranda kayıyor, ama tek bir ses çıkarmıyordu.

Kapıda Kerem Tunç belirdiğinde saat on bire geliyordu. Otuz sekiz yaşındaydı; uzun boylu, sakalına erken griler düşmüş, sesi yüzünden daha tanıdık bir adam. Çünkü Nergis onu üç yıldır her gece dinliyordu: şehrin yerel radyosunda, gece yarısından ikiye kadar süren Gece Yarısı Frekansı programında. Bunu ona hiç söylememişti. Söylemeye de niyeti yoktu.

Sessiz bir radyo neden bu kadar gürültü yapar?

“Hazır mı?” diye sordu Kerem, gözleri kupada.

“Radyosu hariç,” dedi Nergis, ellerini bir bez parçasına silerek. “Söylemiştim. Ses vermiyor. Bir hafta daha verirseniz başka bir devre deneyeceğim.”

“Bir hafta daha bekleyemem.” Kerem aracın etrafında yavaşça dolaştı, parmak uçlarını kaputun kıvrımında gezdirdi. “Ama ilk turu yine de siz atacaksınız, değil mi? Kuralınız varmış.”

“Kim söyledi?”

“Bütün sanayi biliyor. Lastikçi söyledi, döşemeci söyledi, simitçi bile söyledi.” Gülümsedi. “Bir de şunu söylediler: Nergis Usta deneme sürüşünü hep çevre yoluna yaparmış. Ben başka bir yer istiyorum. Tuz Gölü. Bu gece ay doluncaya kadar.”

Nergis bir an itiraz etmeyi düşündü. Saat geçti, yol uzundu, araba yeni çıkmıştı. Sonra kupanın koltuğuna, kendi elleriyle gerdirdiği o krem rengi deriye baktı ve anahtarı avucuna aldı. “Yüz kilometre,” dedi. “Gidiş geliş. Bir şey olursa arabayı ben iterim, siz direksiyona geçersiniz.”

“Anlaştık.”

Şereflikoçhisar yoluna çıktıklarında motorun sesi Nergis’in göğsünde bir ikinci kalp gibi atıyordu. Kerem pencereyi biraz araladı; içeri bozkırın gece kokusu doldu: kuru ot, soğumuş toprak, uzaktan gelen tuzlu bir koku. Bir süre konuşmadılar. Sonra Kerem, gözlerini yoldan ayırmadan, “Gece radyo dinler misiniz?” diye sordu.

Nergis’in elleri direksiyonda kasıldı. “Bazen. Çalışırken.”

“Hangi kanalı?”

“Hatırlamıyorum,” dedi. Yalanı, motor sesinin altında bile kulağına çarptı.

Kerem üstelemedi. Onun yerine kupanın ilk sahibini anlattı: Niğdeli bir yol mühendisi, arabayı otuz yıl boyunca her pazar yıkamış, sonra bir kış ahırın kapısını kapatıp bir daha açmamış. “İhale ile aldığımda içinde bir tek şey vardı,” dedi. “Torpidoda, sararmış bir kâğıda yazılmış bir frekans. Başka hiçbir not yok.” Nergis farların aydınlattığı şeride bakarak dinledi. O kâğıdı görmüştü; söktüğü torpidonun dibinde, kaynak tozunun altında. Atmaya kıyamayıp atölyenin panosuna iğnelemişti. Şimdi, bozkırın ortasında, o rakamların kime ait olduğunu merak etmeye başladı.

Ay ışığında bembeyaz bir göl

Göl kıyısına vardıklarında ay tam tepedeydi. Yaz sonuydu, su çekilmiş, geride kilometrelerce uzanan bembeyaz bir tuz tabakası bırakmıştı. Ay ışığı üzerine vurdukça göl, yere inmiş bir gökyüzü gibi parlıyordu. Nergis kupayı sert zemine, kıyıdan birkaç yüz metre içeri sürdü ve motoru kapattı. Sessizlik o kadar derindi ki ikisinin de nefesi duyuluyordu.

Kerem kapıyı açıp indi, tuzun üstünde birkaç adım yürüdü ve döndü. “Siz de gelin.”

Nergis indi. Ayakkabılarının altında tuz çıtırdıyordu. Kerem arabanın kaputuna yaslanmıştı; ay ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyor, yarısını gölgede bırakıyordu. “Size bir şey itiraf edeceğim,” dedi. “Radyo bozuk değil.”

“Üç hafta uğraştım ona.”

“Biliyorum. Her akşam dükkânın önünden geçerken ışığınızın yandığını gördüm. Radyo bozuk değil, Nergis. Kanal kapalıydı. İstasyonun vericisi üç haftadır bakımdaydı. Ben de izindeydim.” Saatine baktı. “Bu gece yayına dönüyoruz. On iki dakika sonra.”

Nergis ne diyeceğini bilemedi. Kalbi, motoru ilk kez çalıştırdığı gün olduğu gibi tekleyerek, sonra birden düzenli atmaya başladı. “Bunu bana neden şimdi söylüyorsunuz?”

“Çünkü ilk geldiğimde dükkânınızda radyo açıktı. Benim programımın tekrarı çalıyordu. Siz kaynak maskenizin altında, benim bir dinleyiciye okuduğum mektubu mırıldanarak tekrar ediyordunuz. Beni fark etmediniz. Ben ise o günden beri bu arabayı sizden almamak için bahane arıyorum.”

Nergis güldü; şaşkın, kısa, tuzun üstünde yankılanan bir kahkahayla. “Demek bütün sanayi sizin casusunuzdu.”

“Simitçi hariç,” dedi Kerem. “O gönüllüydü.”

Gece yarısı, tek bir frekans

İkisi de ön koltuklara geri döndüler. Nergis kontağı yarım çevirdi; radyonun lambaları turuncu bir ışıkla ısındı. İbre, torpidodan çıkan o sararmış kâğıttaki rakamın tam üstünde duruyordu. Kerem’in istasyonunun frekansıydı bu; yaşlı mühendis de demek her gece aynı sesi aramıştı. Saat gece yarısını gösterdiğinde hoparlörden bir cızırtı yükseldi, sonra bir müzik, sonra o tanıdık, alçak, sıcak ses.

“İyi geceler, Aksaray. Üç haftadır yoktum, biliyorum. Bu gece programa bir dinleyicim için başlıyorum. Sanayi sitesinde, gece ikiye kadar ışığı yanan on dört numaralı dükkâna. Ona kendi sesimle, yüzüne bakarak soracak cesaretim olmadı. O yüzden bunu önceden kaydettim. Nergis, bu gece arabayı teslim almak istemiyorum. Seni almak istiyorum. Ama yalnızca sen de istersen.”

Nergis hoparlöre değil, yanındaki adama baktı. Kerem gözlerini kaçırmadı. Kayıttaki ses bir şarkı anons ediyordu; eski, ağır bir Anadolu ezgisi.

“Bu gerçekten yayında mı?” diye fısıldadı Nergis.

“Bütün şehirde. Ama adını yalnızca sen bilirsin. On dört numarada kimin çalıştığını kimse merak etmez.” Kerem elini ona doğru uzattı, ama dokunmadan konsolun üstünde bıraktı. “Hayır dersen, arabayı çevre yoluna da sürebiliriz. Kural kuraldır.”

Nergis onun elini aldı. Nasırlı parmakları, onun yumuşak avucunda ilk kez bir motorun değil bir insanın sıcaklığını tarttı. “Kurallarımı ben koyarım,” dedi. “Ve bu gece bir tane daha ekliyorum: ilk turu ben atmıyorum. Sen at.”

Kerem eğildi. Öpücük ilk önce tereddütlüydü; sonra radyodaki ezgi yükseldikçe derinleşti. Nergis onun yakasını tuttu, kendine çekti; kupanın dar kabininde dizleri vites koluna çarptı, ikisi de güldüler, nefesleri birbirine karıştı. Camlar yavaş yavaş buğulandı; dışarıdaki bembeyaz göl, buğunun ardında bir sis denizine dönüştü.

“Arka koltuğu da sen mi gerdirdin?” diye sordu Kerem, kulağına.

“Her dikişini,” dedi Nergis.

“O zaman ona özen göstermeliyiz.”

“Göstermeyin,” dedi Nergis. “Yeniden dikerim.”

Koltuğu geriye yatırdılar. Kerem’in elleri onun tulumunun düğmelerinde durdu, sordu; Nergis başını salladı ve yalnızca evet demekle kalmadı, düğmeleri kendisi açtı. Deri koltuk tenlerinin altında serinti ve yağ kokusuyla gıcırdadı. Dışarıda ay, tuzun üstünde ağır ağır yer değiştirdi; içeride radyo şarkıdan şarkıya geçti, Kerem’in kaydedilmiş sesi arada bir dinleyici mektupları okudu, ve hiçbiri onları ayırmadı. Bir ara Nergis’in ayağı kontağa değdi, lambalar söndü, radyo sustu. Ama ikisi de onu yeniden açmaya uğraşmadı. Buğulu camların ardında son kalan ses, nefesleri ve kupanın, yeni kalbiyle soğurken çıkardığı o küçük metal tıkırtılardı.

Şafağa yakın döndüklerinde göl pembeye boyanmıştı. Nergis direksiyondaydı; kuralı bozmak bir yana, ona yenisini eklemişti. Kerem yan koltukta, ceketini onun dizlerine örtmüş, yarı uykuda mırıldanıyordu: “Bu arabayı yine de almayacağım. Bir arızası daha çıkacak. Haftaya.”

Nergis o sabah atölyenin duvarındaki iş kaydına, kupanın satırına tek bir not düştü: Radyo arızasız. Arıza bendeymiş; giderildi.

Atölyenin duvarındaki iş kaydında bir satır daha boş duruyor: Kerem'in kupayı geri getirmek için uydurduğu ikinci arıza.

#deneme sürüşü#gece sürüşü#klasik araba#radyo#tuz gölü

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Her Gece İkide Çalınan Şarkının Sahibi Nehir'in gece programını her gece ikide arayan gizemli Kuzey, aslında sandığından çok daha yakındır; yalnızca bir cam kadar. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış