ssexhikayen ⌕

Gerilim Sex Hikayeleri

Saat Üçte Kesilen Elektrik: Harput’ta Görünmez İmza

Duruşmaya on bir saat kala, Harput'taki konak müzesinde ışıklar söner. Burcu ve Volkan dar bir yüklükte saklanırken biri sahte denen levhayı indirmeye çalışır.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 13 Ekim 2026

Duruşmaya on bir saat kala, Harput’taki konak müzesinin bütün elektrikleri tam üçte kesildi ve Burcu Tan karanlıkta, bir yabancının nefesinin kendi ensesine bir karış mesafede durduğunu fark etti. Yabancı değildi aslında. Volkan Şen’di; bilirkişi, hat uzmanı, iki gündür tanıdığı adam. Ama karanlık, insanları bir anda yeniden yabancı yapıyordu.

“Kıpırdama,” diye fısıldadı Volkan. “Aşağıda biri var.”

Otuz altı yaşındaydı Burcu ve on iki yıllık ceza avukatlığında pek çok şeyden korkmamayı öğrenmişti: savcılardan, gazetecilerden, öfkeli müvekkillerden. Ama ahşap merdivenin aşağısından gelen o ağır, temkinli ayak seslerinden korktu. Biri, kilitli olması gereken konağın içinde, yukarı çıkıyordu.

Levhanın altındaki imza

Her şey üç gün önce başlamıştı. Müvekkili Nesim Usta, Elazığ’ın en saygın hattatlarından biriydi; altmış sekiz yaşında, elleri hâlâ bir genç kadar sağlam bir adam. Bir koleksiyoncu, Ferhat Bey, ondan satın aldığı on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir levhanın sahte olduğunu iddia ederek dava açmıştı. Suçlama ağırdı: dolandırıcılık. Nesim Usta levhayı hiç satmadığını, Ferhat Bey’in ona yalnızca bir kopya ısmarladığını söylüyordu. Ama bunu kanıtlayacak bir belge yoktu.

Mahkemenin atadığı bilirkişi Volkan Şen, kırk yaşına yeni girmiş, gümüş çerçeveli gözlükleri ve mürekkep lekeli parmakları olan bir adamdı. İlk görüşmede Burcu’ya soğuk davranmıştı; “Ben taraf tutmam avukat hanım, yalnızca kâğıda bakarım.” İkinci görüşmede, levhanın sergilendiği Harput’taki eski konakta, fenerini mürekkebe tutup uzun süre sustuğunda Burcu onun yüzünde bir şey görmüştü: şüphe.

“Bu levhada bir şey var,” demişti Volkan. “Ama gün ışığında göremiyorum. Morötesi ışıkla gece bakmam lazım. Müze müdüründen izin aldım. Yarın gece. Gelirseniz tanık olursunuz.”

O iki gün boyunca Burcu, bu adamın kendisini neden bu kadar rahatsız ettiğini çözmeye çalışmıştı. Volkan konuşurken karşısındakinin gözüne değil, ellerine bakıyordu; sanki insanları da bir yazı gibi okuyordu. Burcu’nun kalem tutuşunu, dosya çevirirken parmağını yalama alışkanlığını, sinirlenince bileğindeki ince gümüş bileziği çevirdiğini fark etmiş, bunları bir gün öğle yemeğinde, büyük bir ciddiyetle, tek tek saymıştı. Burcu ona kızmıştı. Sonra o akşam otel odasında, aynanın karşısında bileziğini çevirirken yakalamıştı kendini ve gülmüştü. Yıllardır hiçbir erkek onu bu kadar dikkatle izlememişti; izlemesine de izin vermemişti.

İşte şimdi, o yarın gecenin tam ortasında, morötesi fener elinde, levhanın önünde duruyorlardı ve biri merdivenleri çıkıyordu.

Volkan feneri söndürdü. Burcu’nun bileğini tuttu, onu levhanın asılı olduğu duvarın yanındaki dar bir girintiye, eski bir yüklüğün içine çekti. Yüklük ikisinin anca sığabileceği kadar dardı. Burcu’nun sırtı ahşaba, göğsü Volkan’ın göğsüne dayandı. Kalbinin sesini onun da duyduğundan emindi.

Ayak sesleri koridora ulaştı. Durdu. Bir fener ışığı, yüklüğün aralığından süzülüp yere ince bir çizgi çekti. Burcu nefesini tuttu. Volkan’ın eli belinde, sabit, sakin; onu korumaya değil, ona yalnız olmadığını hatırlatmaya yetecek kadar bir baskıyla.

Işık levhanın üstünde gezindi. Sonra bir ses: çivilerin gıcırtısı. Biri levhayı duvardan indirmeye çalışıyordu.

Burcu’nun avukat aklı bir anda çalıştı. Levha giderse dava biterdi; Nesim Usta mahkûm olurdu. Telefonunu cebinden çıkardı, ekranın ışığını avucuyla kapattı ve jandarmanın numarasını tuşladı. Volkan onun ne yaptığını anladı; başıyla onayladı. Burcu mesajı fısıltıyla değil, yazıyla gönderdi: “Harput, konak müzesi, içeride hırsız, iki kişi saklanıyoruz.”

Ardından Volkan bir şey yaptı. Morötesi feneri yüklüğün aralığından dışarı uzattı ve yaktı.

Levhanın üstünde, mor ışığın altında, gün ışığında görünmeyen bir yazı parladı. Köşede, mürekkebin altında, sonradan eklenmiş, görünmez mürekkeple atılmış bir imza ve bir tarih: “Kopya. Nesim. 2019. Ferhat Bey’in siparişi.”

Levhayı indirmeye çalışan adam irkildi, feneri düştü. Bir an mor ışığın içinde yüzü göründü: genç, korkmuş bir yüz. Sonra merdivenlerden aşağı koştu. Dışarıda bir motosiklet çalıştı ve uzaklaştı.

Yüklüğün içindeki dakikalar

Bir süre ikisi de yüklükten çıkmadı. Burcu’nun bacakları titriyordu; adrenalin bütün bedeninde kaynayan bir nehir gibi akıyordu. Volkan’ın göğsü onun göğsüne dayalı, nefesi kendi nefesine karışıyordu.

“Gitti,” dedi Volkan alçak sesle.

“Biliyorum.”

İkisi de kıpırdamadı.

“Ferhat Bey levhayı kaçırtıp ortadan kaldıracaktı,” dedi Burcu, sesi titreyerek. “Delil yok olunca da Nesim Usta’nın sözünden başka bir şey kalmayacaktı.” “Ve sen bunu biliyordun. Ya da tahmin ediyordun.”

“Tahmin ediyordum,” dedi Volkan. “Nesim Usta her kopyasına bunu yapar; yalnızca morötesi ışıkta görünen bir not. Hattatlar arasında bilinir. Ferhat Bey de biliyordu. O yüzden levhanın bu geceden sonra mahkemeye çıkmaması gerekiyordu.”

Burcu karanlıkta onun yüzünü göremiyordu, ama gülümsediğini duydu. “Taraf tutmadığını söylemiştin.”

“Tutmuyorum. Yalnızca kâğıda bakıyorum. Kâğıt da senin müvekkilinden yana.”

Burcu güldü; kısa, titrek, rahatlamış bir gülüş. Sonra güldüğü için ağlamak üzere olduğunu fark etti. Volkan elini belinden kaldırdı, yüzüne götürdü; başparmağıyla yanağındaki ıslaklığı sildi.

“İyi misin?”

“Değilim,” dedi Burcu. “Ama olacağım. Bir şey sorabilir miyim?”

“Sor.”

“Jandarma gelene kadar bu yüklükte kalsak ve ben seni öpsem, bu bilirkişi raporunu etkiler mi?”

Volkan bir an sustu. “Raporu senin dudakların değil, Nesim Usta’nın görünmez mürekkebi yazacak,” dedi. “Az önce gördüğümüzü değiştirebilecek hiçbir öpücük yok. Yani hayır. Ama yarın duruşmadan sonra yapsan daha temiz olur, avukat hanım.”

“Yarın çok uzak,” dedi Burcu.

“O zaman evet.”

Öpüştüklerinde ikisi de korkunun tadını taşıyordu hâlâ; ama korku, dudakların arasında başka bir şeye dönüştü. Hızlı, derin, nefes nefese bir öpücük; sanki ikisi de az önce yaşamaya karar vermiş gibi. Burcu’nun elleri onun ceketinin yakasına, Volkan’ın elleri onun saçlarına gömüldü. Yüklüğün ahşabı sırtına batıyordu, ama umursamadı. Uzakta, Harput’un taş sokaklarında, jandarma aracının sireni yükseliyordu.

Duruşmadan önceki şafak

Jandarma ifadelerini aldığında saat beşe geliyordu. Levha, mühürlü bir torbanın içinde, delil olarak götürüldü. Motosikletli genç adam Elazığ çıkışında yakalanmıştı; ilk sorguda kimin için çalıştığını söylemişti bile.

Burcu konaktan çıkarken Nesim Usta’yı aradı. Yaşlı hattat telefonu ilk çalışta açtı; uyumamıştı. Burcu ona görünmez mürekkeple yazılmış notu anlattığında hattın öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Nesim Usta boğuk bir sesle, “Ustam bana öğretmişti,” dedi. “Her kopyanın altına adını yaz, demişti. Bir gün o ad seni kurtarır.” Burcu telefonu kapattığında gözleri yeniden dolmuştu.

Burcu’nun kaldığı taş otel Harput Kalesi’nin eteğindeydi. Volkan onu kapısına kadar götürdü. Gökyüzü Elazığ ovasının üstünde griden pembeye dönüyordu.

“Dört saat sonra mahkemedeyiz,” dedi Volkan. “Uyuman lazım.”

“Uyuyamam,” dedi Burcu. Kapıyı açtı, eşikte durdu. “Ama yalnız da kalmak istemiyorum. İçeri gel. Yalnızca istiyorsan.”

Volkan gözlüklerini çıkardı, ceketinin cebine koydu. “İstiyorum.”

Odanın penceresinden kalenin burçları görünüyordu. Perdeleri çekmediler. Şafağın ilk ışığı odaya süzülürken birbirlerinin ceketlerini, ayakkabılarını, gecenin bütün gerilimini birer birer çıkardılar. Volkan her adımda durdu, ona baktı; Burcu her seferinde başını sallayarak, sonra bir kelimeyle, sonra kelimelere gerek kalmadan cevap verdi. Bedenleri hâlâ adrenalinin titreşimini taşıyordu ve bu titreşim, birbirine değdikçe, yavaş yavaş başka bir sıcaklığa dönüştü. Güneş kalenin üstünden yükselirken oda altın rengine boyandı ve ikisi de, birkaç saatliğine, hiçbir davanın, hiçbir delilin, hiçbir mahkemenin var olmadığı bir yere gittiler.

Saat dokuzu çeyrek geçe mahkeme salonunda Burcu ayağa kalktı. Hâkim bilirkişi raporunu okudu; Ferhat Bey’in avukatı yüzünü elleriyle kapattı. Nesim Usta, Burcu’nun yanında, titreyen elleriyle onun elini sıktı.

Duruşma bittiğinde koridorda Volkan bekliyordu, elinde iki bardak çay. Burcu yanına geldi, bardaklardan birini aldı.

“Yarın duruşmadan sonra öpersen daha temiz olur, demiştin,” dedi.

“Demiştim.”

“Duruşma bitti.”

Volkan gülümsedi, çay bardağını pencerenin pervazına bıraktı; ve adliyenin kalabalık koridorunda, bu kez kimseden saklanmadan, ışığın tam ortasında onu öptü.

Ferhat Bey'in koleksiyonundaki öbür levhaların altında da görünmez bir imza aranacak ve Volkan ilk ışığı tutan kişi olacak.

#avukat#gece#gerilim#harput#hat sanatı

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Karaköy’de Bir Kadının Tenine Yazılan Koku Arda, yalnızca bir kez gördüğü bir kadının kokusunu istiyor; Ilgın ise her denemede o kokunun kendi teninde saklı olduğunu fark ediyor. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış