ssexhikayen ⌕

Anal Sex Hikayeleri

Safranbolu Konağında Kırmızı Kalemle Yazılan Liste

Nehir yirmili yaşlarında yazdığı listeyi unuttuğunu sanıyordu. Kaan çekmeceyi tamir ederken listeyi buldu ve kenarına çoktan bir not düşmüştü.

Sex Hikayen · 5 dk okuma · 21 Ekim 2026

Konağın üst katındaki gıcırdayan döşeme tahtası, Nehir Aksoy’un bildiği en dürüst şeydi; üstüne kim basarsa bassın, ne kadar yavaş basarsa bassın, mutlaka ele verirdi. Otuz dört yaşındaydı ve altı yıldır Safranbolu’nun Çukur Mahallesi’ndeki iki yüz yıllık bir konakta, Kaan’la birlikte dokuz odalı bir pansiyon işletiyordu. O salı öğleden sonra tahta gıcırdadığında başını kaldırmadı bile; Kaan’ın adımlarını tahtanın sesinden tanırdı. Ama bu kez adımlar yatak odasının kapısında durdu ve uzun süre ilerlemedi.

“Nehir,” dedi Kaan. Sesi, misafirlere oda anahtarı verirken kullandığı sesti; fazla düzgün, fazla sakin. “Ceviz konsolun alt çekmecesini tamir ediyordum. Arkasına bir şey sıkışmış.”

Otuz yedi yaşındaki adam, elinde sararmış, dörde katlanmış bir kâğıtla kapı pervazına yaslanmıştı. Nehir kâğıdı görür görmez tanıdı ve yüzüne, odadaki bütün lambalar aynı anda yanmış gibi bir sıcaklık yürüdü.

Çekmecenin arkasında on yıl bekleyen kâğıt

Yirmi dört yaşında, Ankara’da yalnız yaşadığı küçük bir dairede, bir kış gecesi yazmıştı o listeyi. Başlığı bile hâlâ utandırıyordu onu: Bir gün, doğru biriyle. Altında on bir madde vardı. Kimisi çok masumdu: bir gece trenine binip nereye gittiğini sormamak, karlı bir dağda sabaha kadar konuşmak. Kimisi ise yalnızca kendine itiraf edebildiği türdendi. Dokuzuncu maddenin altını iki kez çizmiş, yanına küçük bir soru işareti koymuştu. O soru işareti, on yıldır kimseye sormadığı bir soruydu.

“Okudun mu?” dedi Nehir, sesinin titrememesi için tırnaklarını avucuna gömerek.

“Okudum.” Kaan yatağın kenarına oturdu, kâğıdı ikisinin arasına, işlemeli yatak örtüsünün üstüne bıraktı. “Ama ilk kez bugün okumadım.”

Nehir ona baktı. Kaan kâğıdı açtı ve dokuzuncu maddenin yanını gösterdi. Orada, Nehir’in kırmızı tükenmez kaleminin yanında, silik bir kurşun kalem yazısı vardı. Küçük, eğik, Kaan’ın misafir defterine yazdığı o tanıdık el yazısı: Sen ne zaman istersen. Acele yok. Sormak da senin hakkın, vazgeçmek de.

“Bunu ne zaman yazdın?”

“Konağa taşındığımız ilk hafta. Kutuları boşaltırken kâğıt bir kitabın arasından düştü. Okudum, sonra okuduğum için utandım. Geri koymadan önce o notu yazdım; bir gün bulursan, benim de bildiğimi bilesin ve beni bekleyen biri sanmayasın diye. Sonra kitabı konsola kaldırdım. Kâğıt herhalde oradan çekmecenin arkasına kaymış.”

Nehir bir süre konuşamadı. Altı yıl boyunca Kaan’ın ona tek bir kez bile baskı yapmadığını, ima bile etmediğini düşündü. Bunun bir ilgisizlik olduğunu sandığı geceler olmuştu. Şimdi anlıyordu ki bu, sabırla kurulmuş bir kapıydı; kolu hep onun tarafındaydı.

“Neden hiç söylemedin?”

“Çünkü senin listen,” dedi Kaan. “Benim değil. Ben yalnızca kenarına not düştüm.”

Bir sorunun on yıl sonra sesli sorulması

O akşam pansiyonda yalnızca iki oda doluydu. Nehir, Almanya’dan gelen emekli çiftin kahvaltı saatini not etti, bahçedeki fenerleri yaktı ve her işi olması gerekenden biraz daha yavaş yaptı. Kaan mutfakta, kendi annesinden kalma tarifle cevizli yayım pişirirken Nehir’in bir dolabın kapağını üç kez açıp kapadığını fark etti, ama bir şey demedi.

Akşam yemeğinden sonra Nehir bahçedeki dut ağacının altına oturdu ve listeyi bir kez daha okudu. Bazı maddeleri çoktan yapmıştı; çoğunu Kaan’la, birkaçını da ondan önce, yarım kalmış ilişkilerin içinde. Gece treni, karlı dağ, bir yabancı şehirde adını kimseye söylemeden geçirilen hafta sonu. Ama dokuzuncu madde başka bir yerde duruyordu. O maddeyi yazarken, yirmi dört yaşındaki Nehir, kendini yargılayacak birinin yüzünü düşünmüştü; kimin yüzü olduğunu bilmeden. Şimdi o yüzün hiçbir zaman gelmediğini, onun yerine kurşun kalemle yazılmış sabırlı bir cümlenin geldiğini görüyordu. İçindeki düğüm biraz gevşedi, ama tamamen çözülmedi. Bazı düğümler, diye düşündü, ancak sesli söylendiğinde çözülür.

Gece yarısına doğru, son misafir de odasına çekildiğinde, Nehir üst kattaki odalarının penceresini açtı. Aşağıda, Arasta’nın taş sokakları boşalmış, uzaktan yalnızca saat kulesinin ağır çanı duyuluyordu. Kaan yatağa uzanmış, kitap okuyormuş gibi yapıyordu.

“Dokuzuncu madde,” dedi Nehir, sırtı ona dönük. “Hâlâ istiyorum. Ama korkuyorum da. Acıdan değil yalnızca; nasıl görüneceğimden, ne düşüneceğinden, ortasında vazgeçersem ne olacağından.”

Kaan kitabı kapattı, yanına bıraktı. “O zaman önce korkuları konuşalım,” dedi. “Sonra istersen, hiçbir şey yapmadan uyuruz. İstersen yarın, istersen seneye.”

Oturup konuştular. Nehir’in hayatında yaptığı en tuhaf, en çıplak konuşmaydı bu; üstündeki keten gecelik bile, cümlelerin yanında fazla örtülü kalıyordu. Kaan ona neyin iyi geleceğini değil, neyi merak ettiğini sordu. Nehir ona okuduklarını, sakladıklarını, bir zamanlar ağzını açıp söyleyemediği şeyleri anlattı. Sonunda Kaan bir kelime önerdi: “Lokum.” Nehir’in kahkahası odayı doldurdu.

“Ciddiyim,” dedi Kaan, gülmemeye çalışarak. “Safranbolu’dayız. Bu kelimeyi kimse yanlışlıkla söylemez. Söylediğin an dururum. Soru sormam, surat asmam. Ve ‘yavaş’ dersen, yavaşlarım.”

“Ya ben hiç söylemezsem ve sen yine de durmak istersen?”

“O zaman ben de söylerim.” Kaan elini uzattı, avucunu yukarı çevirerek, bir misafire anahtar uzatır gibi değil, bir soruyu uzatır gibi. “Bu ikimizin oyunu, Nehir. Kimsenin kazanması gerekmiyor.”

Gıcırdayan tahtanın susmayı öğrendiği gece

Nehir elini onun avucuna koydu. Sonra onu kendine doğru çekti ve öptü; altı yıldır öptüğü dudaklar, o gece ilk kez başka bir dilden konuşuyormuş gibi geldi. Kaan acele etmedi. Her dokunuşundan önce gözlerine baktı, her yeni adımdan önce sordu: “Burası iyi mi?” Nehir her seferinde kısa, kesin bir “Evet” ile cevap verdi; bir kez de “Bekle,” dedi ve Kaan bekledi. Nefesleri yatıştı, sonra yeniden hızlandı.

Odada yalnızca başucundaki bakır lambanın sarı ışığı ve dışarıdan gelen ılık eylül rüzgârı vardı. Nehir, tenine dokunan ellerin sabrını, sırtına değen nefesin sıcaklığını, bir şeyin kendi isteğiyle, kendi hızında açılmasının o tuhaf, baş döndürücü özgürlüğünü hissetti. Korktuğu şey gelmedi. Yerine, hiç tahmin etmediği bir şey geldi: güven, bedeninin içinde büyüyen sıcak bir ağırlık gibi.

“İyi misin?” diye fısıldadı Kaan bir ara, sesi neredeyse kırık.

“Biraz daha yavaş,” dedi Nehir, ve Kaan, sözünü ettiği gibi, hemen yavaşladı. Nehir onun bu kadar kolay dinlemesine neredeyse güldü; gülüşü bir iç çekişe karıştı. Bir süre öylece kaldılar, alınlarını birbirine dayayıp, aynı ritimde nefes alarak. Sonra Nehir onun kulağına eğildi.

“Hiç bu kadar iyi olmamıştım,” dedi. “Durma.”

Kaan uzanıp lambayı söndürdü. Konağın gıcırdayan döşeme tahtası, o gece, bütün dürüstlüğüne rağmen hiçbir şey ele vermedi; çünkü ikisi de ona basmadı.

Sabah, misafirlere kahvaltı hazırlanmadan önce, Nehir sararmış kâğıdı yeniden açtı. Dokuzuncu maddenin yanındaki soru işaretinin üstünü çizdi. Kaan’ın kurşun kalem notunun altına, kırmızı tükenmez kalemiyle, küçük harflerle tek bir kelime ekledi.

Kâğıdı mutfak masasına, Kaan’ın çay bardağının yanına bıraktı. Kaan onu okuduğunda, demlik elinde kaldı ve uzun süre gülümsedi.

Kelime yalnızca şuydu: Yine. Ve listenin geri kalan iki maddesi, artık ikisinin el yazısıyla bekliyordu.

Konağın bahçesindeki dut ağacının altında Nehir'in bulduğu ikinci kâğıt, listenin henüz bitmediğini fısıldıyor.

#güven#itiraf#konak#safranbolu#uzun ilişki

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Bozburun Tersanesinde Yıllardır Saklanan Fısıltı Nermin, kızaktaki guletin ölçülerini ararken kocasının yelken bezine dikilmiş bir not bulur. Not, kendi defterindeki satırın aynısıdır. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış