Mizahi Sex Hikayeleri
Sapanca’da Akıllı Bungalovun Mahvettiği Yıl Dönümü
Barış her şeyi planlamıştı: mum ışığı, köpüklü küvet, romantik müzik. Bungalovun sesli asistanı Hüma ise her komutu kendi bildiği gibi anladı.
Otuz sekiz yaşındaki Barış Toprak, o güne kadar hayatında yalnızca üç kez kesin bir plan yapmıştı: üniversite tercihleri, evlilik teklifi ve bu hafta sonu. İlk ikisi başarıyla sonuçlanmıştı. Üçüncüsü, Sapanca Gölü’ne bakan, ilanında “tamamen akıllı, sesle kontrol edilen, romantik kaçamaklar için tasarlanmış” yazan bir ahşap bungalovda, cuma akşamı saat sekiz kırk ikide başladı ve saat sekiz kırk üçte bozulmaya başladı.
Rezervasyonu üç ay önce yapmış, bungalovun sahibiyle iki kez telefonda konuşmuş, kurulum için gelen e-postadaki on dört sayfalık kılavuzu yazdırıp sarı kalemle işaretlemişti. Kılavuzun ilk sayfasında büyük harflerle şu yazıyordu: Hüma sizi tanıdıkça daha iyi anlar. Lütfen sabırlı olun. Barış sabırlı bir adamdı. Bunu ilk iki dakikada unuttu.
“Hüma,” dedi Barış, kapıdan girer girmez, eşi Gizem’in elini tutarak. Bungalovun sesli asistanının adı Hüma’ydı; ilan öyle diyordu. “Romantik bir müzik aç.”
Tavandaki hoparlörlerden bir an sessizlik geldi, sonra bir klarnet ciyakladı ve oda, son ses, bir Roman havasıyla doldu. Darbuka, cümbüş, el çırpmaları. Otuz beş yaşındaki Gizem, on yıllık evliliğin ona kazandırdığı soğukkanlılıkla valizini yere bıraktı ve göbek atmaya başladı.
“Hüma, romantik dedim! Roman değil!”
“Anlaşıldı,” dedi Hüma, son derece kibar bir kadın sesiyle. “Ses seviyesi artırılıyor.”
Kış modu, köpük modu, panik modu
Müzik sonunda, Barış’ın hoparlörün altına çıkıp eliyle kapatmaya çalışmasıyla ve Gizem’in gülmekten koltuğa yığılmasıyla durdu. Barış derin bir nefes aldı. Planın ikinci aşaması ışıklardı.
“Hüma,” dedi, bu kez çok yavaş, bir yabancıya yol tarif eder gibi. “Işıkları kıs.”
“Kış modu etkinleştirildi,” dedi Hüma. Işıklar değişmedi. Ama tavandaki klimadan, kuzey kutbundan doğrudan bağlantılıymış gibi buz gibi bir hava fışkırmaya başladı. Ekran on altı dereceyi gösteriyordu ve düşüyordu.
“Kıs! K-ı-s! Işık!”
“Işık modu: disko,” dedi Hüma memnun bir sesle ve tavandaki spotlar kırmızı, yeşil, mor yanıp sönmeye başladı. Gizem, bir battaniyeye sarınmış, disko ışıkları altında titreyerek, “On yıl önce bana evlenme teklif ettiğin restoranda garson şarabı üstüme dökmüştü,” dedi. “O zaman bunun en kötü gece olduğunu sanmıştım. Ne kadar gençmişim.”
Barış prizleri aradı. Bungalovda priz yoktu; ya da vardı ama hepsi, tasarımcının estetik kaygılarıyla, ahşap panellerin arkasına gizlenmişti. Sonunda telefonundaki uygulamadan ısıyı yirmi dört dereceye, ışıkları da “loş”a ayarlamayı başardı. Oda nihayet ilandaki fotoğraflara benzedi: alçak ahşap tavan, göle bakan büyük cam, şöminede elektrikli ama inandırıcı alevler.
“Tamam,” dedi Barış, terli bir zafer edasıyla. “Şimdi küvet.”
Gizem kaşını kaldırdı. “Hüma’ya sormayacaksın, değil mi?”
“Hayır. Musluğu elle açacağım. Ben modern bir adamım ama mazoşist değilim.”
“Kılavuzda ne yazıyor?”
Barış sarı kalemli sayfaları karıştırdı. “Sayfa dokuz. ‘Küvetinizi doldurmak için Hüma’ya nazikçe seslenin. Hüma kaba tona olumsuz tepki verebilir.'” Kâğıdı yavaşça indirdi. “Gizem. Bu cihazın duyguları var.”
“O zaman özür dile.”
Barış, hayatında hiçbir garsona, hiçbir trafik polisine ve hiçbir kayınvalideye göstermediği bir incelikle tavana döndü. “Hüma’cığım,” dedi. “Az önce sesimi yükselttiysem kusura bakma. Zor bir gün geçirdik.” Hüma cevap vermedi. Gizem, battaniyenin altından, “Küstü,” diye fısıldadı.
Musluk yoktu. Küvetin kenarında yalnızca küçük bir ekran ve bir mikrofon simgesi vardı. Barış gözlerini kapattı, bir duayı içinden geçirir gibi, ve konuştu: “Hüma. Küveti doldur. Köpüklü. Az köpüklü.”
“Köpük seviyesi: azami,” dedi Hüma.
On dakika sonra banyo, bir düğün pastasının içi gibi beyazdı. Köpük küvetten taşmış, zemini kaplamış ve yavaş yavaş, kararlı bir istilacı gibi, salona doğru ilerliyordu. Gizem ve Barış köpüğün ortasında durmuş, çaresizce birbirlerine bakıyorlardı. Gizem’in saçlarında bir köpük tepesi vardı; bir gelin tacı kadar heybetli.
“Sana bir şey itiraf edeyim mi?” dedi Gizem. “Bu, son beş yılın en eğlenceli yıl dönümü.”
“Sen dalga geçiyorsun.”
“Hayır. Geçen yıl ikimiz de telefonlarımıza bakarak sushi yedik. Bu yıl en azından ölümü birlikte karşılıyoruz.”
Barış gülmeye başladı. Önce kısa, sonra kontrolsüz. Köpüğün içine oturdu, Gizem de yanına; ikisi gülmekten sırılsıklam oldular. O sırada Hüma, hiç kimse ona bir şey sormadan, araya girdi.
“Bugün öğleden sonra gelen yeni mesajınızı okuyorum,” dedi, bir haber spikeri ciddiyetiyle. “Gönderen: Gizem. ‘Bu gece o siyah şeyi giyeceğim, kalbinin bunu kaldırabileceğinden emin ol.'”
Bir sessizlik oldu. Gizem’in yüzü köpüğün beyazından hızla domates kırmızısına geçti.
“Hüma,” dedi Barış, boğuk bir sesle. “Telefonumla eşleşmeni kim söyledi sana?”
“Siz söylediniz,” dedi Hüma. “Kurulum sırasında ‘her şeye evet’ seçeneğini işaretlediniz. Ayrıca kalp sağlığınız için bir kardiyolog randevusu oluşturmamı ister misiniz?”
“Hayır!”
“Anlaşıldı. Kırk lahmacun sipariş ediliyor.”
“NE?”
“Sipariş onaylandı. Tahmini teslimat süresi: otuz beş dakika. Afiyet olsun.”
Fişi çekilen asistanın son sözü
Barış’ın bundan sonraki yirmi dakikası, salondaki bütün ahşap panelleri tek tek kurcalamakla geçti. Gizem, bornozuna sarınmış, köpükten bir kale yapıp ona akıl verdi: “Solda. Hayır, öbür solda. Şu baykuş resminin arkasında bir şey var.” Baykuş resminin arkasında, gerçekten de, küçük bir siyah kutu ve ona bağlı tek bir kablo vardı. Barış kabloyu çekti. Tavandaki mavi ışık bir kez yanıp söndü ve bungalov, ilk kez, sessizleşti.
Elektrikli şömine yanmaya devam ediyordu. Göl, büyük camın ardında, kıyıdaki birkaç ışığı titrek bir şekilde yansıtıyordu. Köpük, sonunda yorulmuş, banyonun kapısında hareketsiz kalmıştı.
Gizem bornozun kuşağını yavaşça çözdü. Altında, mesajda sözü geçen siyah şey vardı ve Barış’ın kalbi, Hüma’nın endişelerini haklı çıkaracak kadar hızlı çarptı.
“Plan,” dedi Gizem, ona doğru yürürken, “tamamen mahvoldu.”
“Tamamen,” dedi Barış.
“Güzel. Ben planlı adamlardan sıkılırım.” Ona sarıldı, saçlarında hâlâ köpük kokusu vardı. “Şimdi beni öp. Ve hiçbir şeye komut verme.”
Barış onu öptü; on yıl önce, şaraplı bir elbisenin içinde onu ilk öptüğü gibi, beceriksiz ve tamamen içten. Gizem güldü, onun ağzına doğru, sonra gülmeyi bıraktı. Şöminenin yalancı alevleri, salondaki köpük kıyılarını turuncuya boyadı. Barış onu kanepeye doğru yönlendirdiğinde Gizem fısıldadı: “Evet. Burada. Şimdi.” Ve ikisi de, bir süre için, hayatın planlanamayan en güzel şeyini birbirlerine hatırlattılar.
Kapı tam o sırada çaldı. Kurye, elinde dağ gibi kutularla, kapıda bekliyordu. Barış bornozuyla kapıyı açtı, kırk lahmacunun parasını sessizce ödedi ve kuryenin “İyi eğlenceler, abi,” demesine hiçbir cevap vermedi.
Gece yarısı, ikisi yatakta, battaniyenin altında, soğumuş lahmacunlardan birini paylaşırken Gizem başını Barış’ın göğsüne koydu. “Bir sonraki yıl dönümünü çadırda yapalım,” dedi. “Elektriksiz.”
“Anlaştık,” dedi Barış ve gözlerini kapattı.
Tam o anda, yastığın altından, Gizem’in eşleştirmeyi kapatmayı unuttuğu telefonundan, tanıdık, kibar bir kadın sesi geldi: “Sizi anlayamadım. Bir dahaki yıl dönümünüz için çadır sipariş ediliyor.”
#bungalov#evli çift#komik#sapanca#yıl dönümü
Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →