ssexhikayen ⌕

Kısa Sex Hikayeleri

Üç Gece Vardiyası: Liman, Sanayi ve Bağ Evi

Gece herkes uyurken çalışanların da bir hayatı vardır. Bir gümrük kuyruğu, bir kaynak atölyesi ve bir fermantasyon tankı başında geçen üç kısa, sıcak öykü.

Sex Hikayen · 6 dk okuma · 12 Ekim 2026

Gece vardiyası çalışanlar bilir: saat ikiden sonra dünya başka türlü konuşur. Işıklar sarıdır, sesler alçaktır, insanlar gündüz söyleyemediklerini söyler. Bu kısa sex hikayeleri, ülkenin üç ayrı köşesinde, herkes uyurken uyanık kalan altı yetişkinin hikâyesi. Üçünde de bir saat durur, bir kural esner ve biri, uzun süredir sakladığı bir şeyi nihayet ortaya koyar.

Hopa Limanı, gece ikide

Şengül Tan kırk bir yaşındaydı ve on dört aydır her ay aynı gümrük kuyruğunda, aynı memurun penceresine evrak uzatıyordu. Volkan otuz sekiz yaşındaydı; gözlüklerinin üstünden bakar, mühür basmadan önce her seferinde tek bir cümle söylerdi. “Karadeniz bu gece sakin.” “Çayınız soğumuş olmalı.” “Kabininizin perdesi yeni.” Şengül de her seferinde tek bir cümleyle karşılık verirdi; ne bir eksik ne bir fazla. Bu, ikisinin de bozmaya kıyamadığı bir oyundu. Şengül bazen Gürcistan sınırına kadar giden yolda, sisli virajlarda o cümleleri tekrar tekrar söyler, bir sonrakini tahmin etmeye çalışırdı. Hiç tutturamamıştı.

O gece sistem çöktü. Liman ışıkları altında yüz yirmi tır sıralanmış, motorlar susmuş, şoförler kabinlerine çekilmişti. Rıhtımda vinçler hareketsiz, dev birer iskelet gibi duruyordu. Volkan camı kapattı, kulübeden çıktı ve Şengül’ün tırının basamağına kadar yürüdü. “Dört saat sürecek,” dedi. “Liman çay ocağı açık. Bu sefer iki cümle kurabiliriz.”

Çay ocağında, buğulu camın arkasında, on dört ayın bütün cümlelerini sırayla hatırladılar. Volkan, Şengül’ün bir keresinde “Mühür mürekkebiniz bitmek üzere” dediğini ve ertesi ay yeni bir ıstampa aldığını itiraf etti. Şengül de kabinin perdesini, Volkan fark etsin diye değiştirdiğini söyledi. Güldüler; dalgalar beton rıhtıma vurdukça cam titredi.

Sonra konuşma kendiliğinden derinleşti. Şengül yirmi yıldır direksiyon başında olduğunu, Tiflis’e, Bakü’ye, bir keresinde Tahran’a kadar gittiğini, ama hiçbir şehrin bu limandaki on dakikalık bekleyiş kadar aklında kalmadığını söyledi. Volkan ise Hopa’ya istemeyerek atandığını, ilk yıl her gün dilekçe yazıp tayin istediğini, sonra bir gün bütün dilekçeleri yırttığını anlattı. “Neden?” diye sordu Şengül. Volkan bardağını çevirdi, cevap vermedi; ama gözlerini de ondan kaçırmadı. Saat dörde doğru Şengül kalktı, kapıda durdu. “Kabinim sıcaktır,” dedi. “Gelmek istersen.”

“İstiyorum,” dedi Volkan. Kabine çıktıklarında cebinden küçük, siyah bir defter çıkardı. İçinde on dört ay boyunca söylediği bütün cümleler alt alta yazılıydı ve hepsi birlikte okununca bir şiir oluyordu. Son dize boştu. “Bunu sen yaz,” dedi. Şengül kalemi aldı, bir şey yazmadı; perdeyi çekti ve Volkan’ın gözlüklerini nazikçe çıkarıp torpidonun üstüne bıraktı. Son dize, sabaha kadar kâğıda değil tene yazıldı.

Sabaha karşı sistem yeniden açıldığında kuyruğun başındaki şoförler kornalarına bastı. Volkan kabinden indi, gözlüklerini taktı, gömleğini düzeltti ve kulübesine yürüdü. Şengül evrakını uzattığında aynı penceredeydi, aynı mühürle. Bu sefer cümle söylemedi; yalnızca defteri pencerenin pervazına bıraktı. Son sayfada, kendi el yazısıyla, yeni bir dize vardı: Karadeniz bu sabah sakin değil.

Ostim, kaynak maskesinin ardında

Mimar Selin Ateş yirmi dokuz yaşındaydı ve çelik merdivenin çizimini dördüncü kez değiştirmişti. Ankara Ostim’deki atölyenin sahibi Hakan otuz dört yaşındaydı; geniş omuzlu, az konuşan, telefonu üç kez çalmadan açmayan bir kaynak ustası. “Bir daha değiştirirseniz,” demişti son görüşmede, “merdiveni kendiniz kaynaklarsınız.” Aslında merdivenin her versiyonu bir öncekinden güzeldi; sorun çizimde değil, Selin’in her teslimde atölyeye gidip Hakan’ın kaynak dumanı arasında ona dönüp bakmasını beklemesindeydi. Hakan da her seferinde ona bakmış, kâğıtlara uzun uzun eğilmiş, bir tek kelimeyle “olur” demişti. Selin o gece çizim masasının başında saatlerce oturmuş, beşinci bir değişiklik yapmak için bahane aramış, sonunda bulamadığı için kendine kızmıştı.

Teslimden önceki gece gerçekten gitti. Saat on biri geçmişti; sanayi sitesi karanlıktı, kepenkler inikti, yalnızca Hakan’ın atölyesinden mavi bir ışık sızıyordu. Havada yanık metal ve makine yağı kokusu vardı. “Kaynaklamaya geldim,” dedi kapıda. “Siz söylemiştiniz.”

Hakan bir an ona baktı, sonra güldü; Selin onun güldüğünü ilk kez görüyordu. Ona deri bir önlük, kalın eldivenler ve bir maske uzattı. Arkasına geçti, ellerini onun ellerinin üstüne koydu. “Nefesini tut,” dedi. “Ark yanınca elin titremesin.” Kıvılcımlar karanlıkta turuncu bir yağmur gibi döküldü. Selin’in sırtı Hakan’ın göğsüne dayalıydı; maskenin karanlık camının ardında yalnızca ateşi ve kendi kalp atışını duyuyordu. Hakan’ın nefesi ensesinde ağır ve düzenliydi, elleri onun ellerini hiç sıkmadan, yalnızca yön vererek tutuyordu.

Maskeyi çıkardığında yüzü kızarmıştı ve bunun yalnızca sıcaktan olmadığını ikisi de biliyordu. “Bir şey göstereceğim,” dedi Hakan. Merdivenin ilk basamağının altına, kimsenin göremeyeceği bir yere, çeliğe kazınmış iki harf vardı: S.A. “İlk çizimi getirdiğiniz gün kazıdım,” dedi. “Dört kez değiştirdiniz. Ben dördünde de bu basamağı değiştirmedim. Bir şeyin sağlam kalmasını istedim.”

Selin parmaklarını harflerin üstünde gezdirdi. Çelik hâlâ ılıktı. “Bu basamağa her basan,” dedi yavaşça, “farkında olmadan benim adımın üstüne basacak.” Hakan omuz silkti. “Ben farkında olacağım,” dedi. “Her teslimde, her müşteride. Merdivenler benim işim. Ama bu, ilk kez bir merdivenin nereye çıktığını umursadığım iş.”

Selin eldivenlerini çıkardı, onun yüzüne dokundu; parmak uçlarına is bulaştı, aldırmadı. “Öpebilir miyim?” diye sordu. Hakan cevap yerine başını eğdi. Atölyenin mavi ışığı bir süre daha yandı, sonra şalter indi ve Ostim’in karanlığında yalnızca soğuyan çeliğin tıkırtısı kaldı.

Şarköy’de bağ bozumunun son gecesi

Meltem Ersoy otuz altı yaşındaydı, Şarköy’ün denize bakan yamacındaki küçük şaraphanenin şarap yapımcısıydı ve hasadın son gecesi tankların başında nöbet tutması gerekiyordu. Mayalanan üzümün kabuğu her üç saatte bir bastırılmalıydı; yoksa şarap bozulurdu. Hasat şenliğinde ud çalan Cihan otuz dokuz yaşındaydı ve şenlik bittiğinde, herkes minibüslere doluşup giderken, mahzenin kapısında belirmişti. “Nöbet uzun,” demişti. “Yardım edeyim.”

Gece boyunca uzun sopalarla kabuk tabakasını bastırdılar. Mahzen ılık, ekşi ve tatlı kokuyordu; ellerine, bileklerine üzümün moru bulaştı. Cihan’ın kolları kısa sürede yoruldu ama şikâyet etmedi; Meltem onun her bastırışta biraz daha dikkatli, biraz daha hevesli olduğunu gördü. Aralarda Cihan udunu çıkardı ve bir şarkı çaldı. Sonra aynı şarkıyı bir daha çaldı. Üçüncüsünde Meltem kahkahayı patlattı. “Başka bir şey bilmiyor musun?”

Cihan udu kucağına yatırdı, yüzü kızardı. “Bilmiyorum,” dedi. “Udu üç ay önce aldım. Şenlikte çalanlara sen her yıl gülümsüyorsun diye. Tek bir şarkı öğrenebildim. Seni görmek için başka bir bahanem yoktu. Aslında ben muhasebeciyim. Şenliğin bütçesini ben tutuyorum.”

Meltem bir süre sustu. Sekiz yıldır bu yamaçta, her hasatta aynı yüzleri, aynı kahkahaları, aynı yorgunluğu görmüştü; kimse ona tek bir şarkı için üç ay harcamamıştı. Mahzenin taş duvarına yaslandı, morarmış ellerine baktı, sonra Cihan’ın morarmış ellerine. İkisinin de parmakları aynı renkti; bu, o gece ona dünyanın en mantıklı şeyi gibi geldi. Sonra tankın kenarındaki bardaklara geçen yılın şarabından doldurdu, birini ona uzattı. “Dokuz numaralı tankı sabah altıda bastıracağız,” dedi. “Altıya kadar o şarkıyı bir kez daha çalarsan, sana ikinci kıtayı ben öğretirim.” Cihan çaldı. Meltem onun yanına oturdu, başını omzuna yasladı ve şarkının sonunda dudakları onunkileri buldu; üzüm, şarap ve gecenin tadıyla. Mahzenin tek lambası söndüğünde tanklarda şarap usul usul kaynamaya devam ediyordu ve sabah altıda, dokuz numaralı tank hiç olmadığı kadar iyi bastırıldı.

Şarköy'deki bağ evinde Cihan'ın ezberlediği tek şarkının ikinci kıtası, Meltem'in hiç beklemediği bir isim taşıyor.

#bağ bozumu#gece vardiyası#kısa öyküler#liman#sanayi

Hikayeyi tam sürümde aç (yorumlar, gece modu, sesli dinle) →

Sıradaki hikaye

Bunu seveceksin Odunpazarı’nda Elektriklerin Kesildiği Gece Cansu ile Barış, sokağın iki yakasında birbirine meydan okuyan iki şeftir; ta ki bir gece bütün mahalle karanlığa gömülene kadar. Okumaya devam et →

Bunları da sevebilirsin

Kategoriler

18+

Yetişkinlere özel içerik

Bu site, yetişkinlere yönelik erotik öğeler içeren kurgusal hikayeler barındırır. Devam ederek 18 yaşından büyük olduğunuzu onaylarsınız.

Çıkış